user preferences

New Events

Kuzey Amerika / Meksika

no event posted in the last week

Yıkılmış Barikatlar: Zaferde, Yenilgide ve Ötesinde Oaxaca İsyanı

category kuzey amerika / meksika | community struggles | opinion/analysis author Tuesday August 26, 2008 21:40author by Collective Reinventionsauthor email contact at collectivereinventions dot org Report this post to the editors

[Liberter Çeviri Kolektifi #5 liberterceviri-et-gmail-nokta-com]

Bu metin kolektif bir işbirliğinin sonucudur ve önemli miktarda toplantı ve tartışmanın ürünüdür. Süren bir konuşmanın fikir alışverişini, hatta tereddütlerini yansıtmaktadır. İlk olarak bu metnin Oaxaca isyanının nihai bir dökümü olma iddiası taşımadığı ve de olayların kendisinin doğrudan gözlemlenmesine veya yaşanmış deneyime dayanmadığı belirtilmelidir. Tüm kayda değer tarihsel olaylar gibi Oaxaca isyanında da tek bir Mutlak Gerçek yerine pek çok gerçekler vardır. Her koşulda bu analiz Meksika’da burada tartışılan dönemdeki kargaşalardan belli bir mesafe ile yazılmıştır. Metin, Oaxaca isyancılarının ve özel olarak da en radikallerinin yanında olmak manasında utanmazca taraflı olsa da basit bir savunma veya özürcülük çalışması değildir. Solda sık rastlanan vantrilokluk halini de olağandan az temsil eder: Oaxaca için konuşmaz, çünkü o zaten kendi adına konuşabilir. İsyan üstüne belli bir perspektif yaratma ve karmaşık bir olgunun bazı köklerini açığa çıkartma çabasıdır; daha fazlası değil.

Metin, Oaxaca İsyanı’nın doruk noktasından sonra yazıldı, ama hareketin sona ermediği ve 2006’da başlayan mücadelenin devam edeceği inancına sahiptir. Analizimizin isyan (anti-otoriterlerce) mitleştirilmeden, (çıkardıkları “dersleri” Oaxaca’daki “kitlelere” bildirmek için küstahça bir istek barındıran tüm Leninist öncülerce) çarpıtılmadan veya basitçe unutulup gitmeden Oaxaca’ya biraz ışık tutacağını umuyoruz.

I

“Tüm bunlardan dolayı biz bir daha asla aynı olmayacağız; olamayız ve olmak istemiyoruz.”
— Bir Oaxacalı (alıntılandığı yer La batalla por Oaxaca, Ediciones Yope Power, Oaxaca: 2007)

2006’nın son yarısından 2007’nin ortalarına doğru Meksika’daki Oaxaca şehri, hem Meksika devletine hem de onun yerel cisimleşmesi olan vali Ulises Ruiz Ortiz’e meydan okuyan bir ayaklanmanın merkez üssüydü Bu düello davetinde Oaxaca’da ortaya çıkan toplumsal hareket önemli ölçüde anti-hiyerarşik ve zamanla anti-sistemik bir biçim alarak Meksika’daki diğer iktidar, sermaye ve sınıf ağlarına kafa tuttu. Oaxaca ayaklanması başlangıçtaki odak noktalarının ve taleplerinin ötesine geçerek büyürken aynı zamanda sayısal kıstaslara dayalı geleneksel merkezilik ve önem kavramlarını sarstı: Meksika’nın Chiapas’tan sonra en yoksul eyaletinin başkenti, sınırlarının ötesinde daha çok bir turizm mekânı olarak bilinen bir şehir, belli bir süre için tüm dünyada radikal fikirler için ciddi bir ilgi kaynağı oldu.

Komşusu Chiapas’taki Zapatista hareketiyle bazı karakteristikler paylaşsa da – en önemlisi yerli halklarla arasındaki güçlü bağ ve onların ortak topraklarını ve geleneklerini savunması – EZLN’den kayda değer farklar da taşıyordu. Oaxaca hareketi, çevresindeki kırsal ve büyük ölçüde yerli topluluklarından destek alsa da (ve onların isteklerini taşısa da) kentsel bir çevrede ortaya çıkmıştı. Ayrıca Zapatistaların aksine bir ordusu yoktu; sadece kararlı kadın ve erkeklerden oluşan kalabalıkları, kilit anlarda şehrin sokaklarında polisle çatışmaya hevesli genç birlikleri vardı.

En önemli farklardan biri olarak akıcı konuşmalarıyla Subcomandante Marcos’un kalıbında karizmatik bir lideri yoktu (1). Bunun yerine – hareketin söyleminde tekrar tekrar altı çizilen – bunun bir de los de abajo hareketi, “aşağıdakilerin” hareketi olduğuna göndermeler vardı. Bu, hem katılımcılarının Meksika toplumsal piramidinin tabanından geldiği, ama aynı zamanda hareketin “liderleri” olmaya niyetlenenlerce değil, kendi tabanı tarafından kontrol edildiği anlamına geliyordu. Hareket örgütlü ifadesini bir mecliste buldu ve bunu tek tek bireylerle değil, hep beraber oluşturdu. Sadece kendisine Oaxaca Halk Meclisi (APPO) adını vermedi; en azından başlangıç döneminde, nerdeyse sürekli bir meclis ya da daha doğrusu meclisler silsilesi vardı.

Hareketin biçimi sorunun ötesinde – anti-otoriter solun değer verdiği doğrudan demokrasi geleneklerini andırıyordu – doğal olarak içeriği meselesi vardı. Burada ihtiyatlı davranmalıyız. Oaxaca isyanı üstüne yazılanların büyük çoğunluğu onun radikalizmini, yaratıcılığını, “21. yüzyılın ilk ayaklanması” olduğunu vurgulasa da bu gibi haberler genelde sol zaferciliğin kolaycı ve abartılı dilinde yapılmıştır (2). Hareketin bu tür değerlendirmeleri çoğu kez bir ahlaki oyuna benzer: Latin Amerika militanlığının naif ilahilerinde “asla yenilmeyeceği” söylenen asil Halk, Vücut Bulmuş Şeytan’a (Ulises Ruiz Ortiz, Meksika devleti, Yanki emperyalizmi) karşı yiğitçe savaşır. Oaxaca’nın koşulları, halkın ezici yoksulluğu ve zalim, yozlaşmış otoriteler göz önüne alındığında bu tasvir gerçeklikle kısmen kesişir. Ama bu bakış açısı Oaxaca isyanının karmaşıklığını dürüstçe kavrayamaz ve etkileri üstüne bir tartışma için çok az veri sağlar.

Diğer daha eleştirel, ama benzer şekilde kulak tırmalayıcı sesler isyanın zayıflığına, çelişkilerine, yetersizliklerine dikkat çekti. Enternasyonal Komünist Akım’ın kuru Marksistleri bu tür ayaklanmalara karşı olağan hükümlerini verdiler: Yeterince “proleter” değil. Meksiko şehrindeki anarşist isyancılar bir gecede kapitalizmi ve devleti ilga etmeyen isyanı mahkûm ettiler. Yinelemek gerek ki bu tür analizlerde gerçeğin parçaları vardır: Oaxaca isyanı radikal bir popülizm olarak anlaşılabilir, çünkü APPO’da kuruluşundan beri bürokratlar da vardı. Ama tüm isyanı bu yolla reddetmek dogmanın kişiyi nereye götürdüğünü gösterir: Üstüne oturulan dalı (veya kaideyi) kesmek. Oaxaca hareketini eleştirel olmadan kabul etmenin ve bir diğer solcu amigo olmanın bir gereği yoktur, ama küçümseyici üstünlük veya aşırılıkçı kınama tavırları eşit ölçüde yararsızdır. Tabi insan bu ayaklanmanın tüm önemini görmezden gelmek istemiyorsa (3).

Bununla birlikte isyanın en tepe noktalarında Oaxaca’daki alevler dünya çapında umudun fenerleri olmuşken bazı yorumcular belli paradokslara işaret ettiler. Burada statükoya karşı muhalefet edenler arasında uluslararası alanda yankılanan bir hareket vardı, fakat Meksika’nın içinde isyan büyük bir karşılık bulmadı ve devamında kitle eylemleri veya benzeri ayaklanmalar görülmedi. Meksika medyasında Oaxaca, geniş şekilde yer alsa da ülkede 2006 Kasımında devletin baskıcı gücüyle ezilenlere destek vermek için bir genel grev olmadı. Meksika’da iki, üç Oaxaca gerçekleşmedi.

Sitüasyonist Raoul Vaneigem’in bir Oaxaca Komünü gördüğü yerde – ve bu retorikle sadece kendisinden öncekilerin kullandığı bir temayı tekrar ediyordu – çok sayıda Meksikalı daha farklı bir şey gördü. Doğru veya yanlış Oaxaca’yı şu şeylerin biri veya fazlası olarak gördüler: Öğretmenlerin korporatist ve kendi çıkarına odaklı bir grevi; Meksika’nın geri kalanına değil, Oaxaca’nın yerli halklarına ait bir isyan; Oaxacalıların kararları vermesi gereken tamamen yerel bir mesele. Medya çarpıtmalarının bu tür algılamalardaki rolü görmezden gelinemezse de bunlar her şeyi açıklayamaz. Açık olan Oaxaca hareketinde veya günümüzdeki Meksika koşullarında bu tür hareketlerin gelişmesine engel olan bir şeylerin olduğudur. Bunu anlamak belki de hareketi sahiplenenlerin önündeki en büyük meydan okumadır.

II

Yukarıdaki sorulara cevapların aranabileceği bir alana çıkabilmek için öncelikle Oaxaca’nın “açıklanabileceği” inancını terk etmeliyiz. Bu, gösterilecek tek bir açıklamanın (veya bir dizi açıklamanın) olduğu ya da Oaxaca’nın sokaklarında (veya başka yerlerde) olanların kendi hayatlarında hâlihazırda manalı ve önemli kıldıkları şeyleri manalı ve önemli hale getirecek müşfik bir eleştirel yorum bekledikleri varsayımına dayanır.

Biraz geri çekilip Oaxaca’da olan biten – ve hala devam eden – karşısında tekrar afallamak da gereklidir. Oaxaca isyanı hakkında eğer böyle bir karmaşa ortaya çıkmışsa bu birincil olarak Oaxaca’nın içindeki karmaşanın bir sonucudur. Haziran 2006’dan başlayan ve sonraki altı ayda nerdeyse aralıksız devam eden süreçte Oaxaca’nın sıradan insanları sıradışı şeyler yaptılar.

Çevre meselelerinin tüm diğer sorunları tali kıldığı bir çağda (onların önemini elbette yadsımıyoruz) bir insan çevresinin ve bir sosyal dünyanın olduğunu hatırlamak faydalı olacaktır. Oaxaca’da olan asgari kaynaklarla ve azami inisiyatifi ve yaratıcılıkla kurulan radikal bir çevre değişimiydi. Bu, Oaxaca barikatlarında uygulanan yenilikçi geri dönüşüm planında bile kendisini gösteriyordu: Hırdavat yığınlar, hatta otomobillerin tamamını yeni kullanım alanları buldular. Şehrin duvarları spreyle yapılmış küfürler ve şablonla yapılan tasarımlardan oluşan graffitilerle süslendi. Bunların tamamı şiir seviyesinde değildi – çok daha fazlası gerçekte basit slogancılık düzeyindeydi – ama Oaxaca’yı antika ve resmedilmeye değer bir piyasa kasabası olarak gören dünyaya şehrin kimliğine itiraz edilen ve çehresi değiştirilen bir savaş alanı olduğu hatırlatıldı.

Oaxaca’daki harikuladeliğin kabarması pek çok kişiye bir sürpriz oldu. Sahnede ciddi bir araştırma ve Oaxaca isyancılarının kendi hikâyelerini anlatmalarını sağlayacak kapsamlı bir çalışma olmadığı koşullarda pek çok hazır analiz betimlemeye niyetlendikleri durumla orantılı olup olmadıkları dikkate alınmadan sunuluverdi. Yüzeysel haberciliğe girişen sadece “şirket medyası” değildi: Indymedia’ya gönderilen pek çok şey ticari kardan daha farklı şeyler tarafından güdümlenmiş olsa da aynı şeyden sorumluydu. Sözde “bilgi çağı”na rağmen Oaxaca gibi bir olayın tam çevirisini – İspanyolca kelimelere bile – engelleyen dilsel ve kültürel engeller hala var.

Oaxaca hareketinin pek çok solcu destekçisi kökenlerine dair hızla kolaycı bir çözüm geliştirdi: Her şey “neo-liberalizm”in tahribi yüzündendi. Üstelik ders kitabı misali basit bir “neden” ve sonuç bağlantısı ile Oaxaca isyanı NAFTA’nın ve Washington Konsensüsü’nün zararlı etkilerine bir tepki ve isyan olarak görüldü: Neo-liberalizmin cephaneliğini oluşturan dayatılmış ticaret anlaşmaları ve finansal politikalar Şili ve Arjantin’de büyük bir tahribat yaratan Chicago Okulu’nun laissez-faire ve monetarist iktisadının yeni bir adıydı (4). Tabii ki argümanın basit olması – akla ABD’nin petrol arzını kontrol etme ihtiyacını Irak işgalinin kökü olarak görmek geliyor – onun tamamen yanlış olduğu anlamına gelmiyor. Soru, neo-liberalizmin Oaxaca’daki sosyal savaşta casus belli (savaş nedeni) veya en azından protesto için sokakları dolduranların birincil hedefi olup olmadığı.

Kesinlikle neo-liberalizmin yarattığı tahribat ölçülebilir ve ölçülmektedir. Geçmiş 20 yılda Meksika küreselleşmiş hiper-kapitalizmin ve onun dönüştürücü ve yıkıcı güçlerinin girdabına yakalandı. NAFTA bunun sadece bir parçasıydı (5). NAFTA’nın uygulanmasından önce dolar milyarderi Teksas’lı popülist Ross Perot ürpertici şekilde Kuzey Amerikan fabrika işlerinin ABD sınırının güneyine göç etmesiyle çıkan “devasa emme sesi”nden bahsediyordu. Amerikan seçmenlerini dehşete düşürmek için yarattığı NAFTA sonrası korku şovunun Meksika söz konusu olduğunda çok daha karmaşık olacağını öngöremezdi ve umursamazdı da.

ABD ekonomisinde delikler açan hidrolik kuvvetler ciddi miktarda endüstriyel ve post-endüstriyel işi sınır bölgesinde büyük oranda Meksika kökenli olamayan parçaları ihracat için birleştiren maquiladora bölgesi dışında Meksika’ya transfer etmeden iş görebildiler. Ve bu bir dünya piyasası ve emek için en ucuz ücreti bulma sorunu olduğundan Meksika uluslararası sermaye için ancak geçici bir öneme sahipti. Meksika’nın ihracat sektörü kendisinden daha düşük işgücü maiyeti olan yerlerden gelen ürünlerce darbe yerken Çin ve başka yerler lehine iş kaybetmeye başladı. Meksika’daki görece ufak elektronik sektöründeki yatırımlar yüksek teknolojili birleştirme ve imalatta görece az sayıda iş yaratabildi ve bunlar Jalisco ve Meksiko şehri çevresinde ve daha önce bahsettiğimiz maquiladora bölgesinde toplandı. Enformasyon teknolojisi açısından ortaya çıkan Meksika ekonomisi için genel bir “kalkış” değil, bir “enklav ekonomisi” idi [ç.n.1]. (Bu konuda daha fazla bilgi için bkz. Kevin P. Gallagher ve Lyuba Zarsky, The Enclave Economy: Foreign Investment and Sustainable Development in Mexico’s Silicon Valley, Cambridge, Mass. (2007).)

Ayrıca ABD’nin onyıllardır tarım ve hizmet sektörleri için Meksika’dan gayri resmi şekilde ucuz işgücü ithal eden manyetik çekim gücü NAFTA ile yok olmadı. Oaxacalıların önemli bir miktarı el Norte yönüne göç etmeye devam ediyor ve gönderdikleri paralar Oaxaca ekonomisi için büyük bir gelir kaynağı oluyor.

Bununla birlikte bu büyük resim Oaxaca hakkında söylenebileceklerin sadece bir kısmını oluşturuyor. NAFTA ve neo-liberal politikaların yarattığı değişimler Oaxaca dahil Meksika’daki muhalif akımları şekillendirdiyse de ve yabancı sermayeyi ve küreselleşmeyi kınamada kullandıkları dili keskinleştirdiyse de (Meksika sermayesinin eleştirisi tamamen ayrı bir sorundur (6)) Oaxaca isyanına neden olan toplumsal krize kendi başlarına neden olmadılar.

Oaxaca’da kriz NAFTA’yı önceler ve hatta mevcut dönemde işleyen başka faktörler de var. Örneğin malların ve kaynakların daha kolay ulaşımı için altyapı oluşturmak için planlanan Plan Puebla Panama Oaxacalı protestocular tarafından Kuzey Amerika kapitalizminin kontrolündeki bir bölgeye entegrasyonlarını arttıracağı için hedef gösterilmiştir. Bu bir sonuç olabilir, ama Plan Puebla Panama büyük oranda Meksika devletinin inisiyatifidir ve bölgedeki diğer ülkelerle işbirliği halinde ilerlemektedir. Nihai olarak yabancı sermayenin çıkarlarına hizmet edebilir, ama bir güney Meksika ve Orta Amerika boyutu da vardır.

Ve Oaxaca isyanına daha büyük bir bağlam olsa da şimdiki boyutları Oaxaca eyaletindeki toplumsal tabakalaşmanın, kültürün ve örgütlü protesto geleneği dahil tarihin somut bölgesel niteliklerine göre soyut olarak neo-liberalizm tarafından oldukça az etkilenmiştir. Bu aynı zamanda hareketin yerel bir renginin, eşsiz bir Oaxacalı kimliğinin olduğu ve bu yüzden de derin köklere sahip ve bağlamına gömülü bir olgu olduğu anlamına gelir. Yani kolaylıkla bastırılamaz, yerinden edilemez ve tabii ki başka bir yerde tekrarlanamaz.

İsyan, ek olarak muhalefet ettiği iktidar yapısınca şekillendirilmiştir. Bu, Oaxaca’ya özgü ve Meksika’nın başka yerlerinde bulunamayacak özellikler taşır. Oaxaca’da PRI’nin (Kurumsal Devrimci Parti) dinozorları hala eyalet yönetimindeydiler ve onyıllardır süregelen yolsuzluk ve zalimlik geleneklerini yerel vekilleri olarak caciques (politik şefler) kullanarak sürdürmekteydiler. Partinin ülkedeki iktidarı da kayırmacılık, baskı ve büyük bir kamu sektörünün yaratılması sayesinde sürüyordu. Uzun bir zaman boyunca Oaxaca’da iktidar silahla dayatıldı ve buna bir tür politik rüşvet eşlik etti: Toplumsal düzene tehdit olarak görülenler dahil çeşitli örgütlere devlet desteği vererek. Ulises Ruiz Ortiz’in selefi José Murat zamanında bu destekler yerli gruplarına ve hatta Magonista radikalizmlerini seslice haykıran CIPO-RFM (Oaxaca Yerli Halk Konseyi - Ricardo Flores Magón) gibilerine veriliyordu (7). Ulises Ruiz Ortiz’in bu tür destekleri kaldırması iktidarına muhalefeti tetikleyecek adımlardan biriydi.

Ulises Ruiz Ortiz’in daha iyi ücretler ve eğitim sisteminde iyileştirmeler için öğretmenlerin her yıl tekrarlanan grev kampına polisini salma kararı isyanı ateşleyecek kıvılcımdı ve Oaxaca sokaklarında daha geniş ve cesur bir toplumsal hareketi yarattı. Haziran 2006’da göz yaşartıcı gaz bulut dağıldığında ortada görünen APPO’ydu: Oaxaca Halk Meclisi. Hiçbir bireysel yazar veya kışkırtıcının olmadığı kolektif bir yaratımın klasik örneklerindendi. Oluşumu daha geniş ve derinlikli hale gelen mücadelenin bir gösterisi ve doğrudan ifadesiydi. Adının “meclis” kısmı tabanının egemenliğinin bir göstergesiydi ve teoride hareketin öğretmenler sendikasına ve bürokrasisine muhtaç olmayacağını söylüyordu.

III

Sürecine göz atarsak Oaxaca isyanının yörüngesi, hareketin doğaçlama silahlarından olan havai fişeklerinkine benzer. Başlangıçta içten içe dumansız bir yanma vardır; hızlı bir sıçrama ve ardından yanan korları alana dağıtan bir patlama. En parlak kıvılcımların nerede olduğunu ararken hareketin bazı kilit anlarının yeniden özetlenmesi gereklidir. Bunun ötesinde hareketin yükselişinin ve düşüşünün yorumlanması çeşitli parçalarının dikkatli bir incelenmesini gerektirmektedir.

APPO başlangıcından beri sorunlu bir yapıydı. En düşük ortak paydaya dayanan birliği yüzünden APPO’nun herkes için bambaşka şeyler ifade edeceği hızla belli oldu ve kısmen bir bürokratik egemenlik alanı, kısmen de bir toplumsal hareket oldu. İsyanın anti-otoriter parçası için bir doğrudan demokrasi örneğiydi. İdarecileri saldırgan biçimde liderlik mevkilerini ele geçirmeye çalışan Meksika Komünist Partisi (Marksist-Leninist) kontrolündeki Devrimci Halk Cephesi’nin (FPR) Stalinistleri için, APPO’nun sözcüleri olarak kendilerini güçlendirmek etkilerini arttırmaya yarayacak altından bir fırsattı. Diğer politik gruplardan NIOAX (Oaxaca Yeni Solu) için politik ilerlemeye yarayacak daha geleneksel bir başlangıç ve Oaxaca hareketinin ilk siyasi tutsağı olacak político Flavio Sosa’nın son tüneğiydi. Bu manipülasyon ve fırsatçılığı daha sonra eleştirecek olanların deyişiyle APPO bazılarına bir “tramplen” görevi gördü: İktidarı başka amaçlara – bu ister seçim çalışması için, ister bir Marksist-Leninist partiyi güçlendirmek olsun – ulaşmak için bir kaldıraç oldu. APPO tabanının çok övülen “otonomi”si en azından meclisin içinde gerçeklikten çok çiğnenirken övüldü.

Daha önce bahsedildiği gibi Oaxaca isyanı yoktan var olmadı veya basitçe ekonomik ve politik koşullara kendiliğinden bir tepki değildi. Oaxaca eyaletinde statükoya uzun geçmişli bir muhalefet vardı. Burada plantón (protesto kampı) taktiği defalarca kullanılmıştı ve kesinlikle protesto repertuarının Meksika’nın geneline yayılmış bir parçasıydı. Yirmi yıldan beri öğretmenler sendikasının 22 nolu şubesi mücadeleci bir geleneği yaşatıyordu ve talepleri sıklıkla salt ekonomik kategorileri aşıyordu: Yerliler için daha iyi eğitim bunlar arasında en önemlisiydi. Bununla birlikte öğretmenler tarafından sürüdürülecek mücadelenin açık bir sınırı da vardı. Genelde Oaxaca yerlilerinin fedakâr dostları olarak tasvir edilen – bu idealist portrenin ardından kesinlikle bir gerçeklik payı vardır – öğretmenlerin mücadelesi bir çıkarcılık da taşıyordu.

Örneğin sendikanın liderliğinin Ekim 2006’da Federal Polis’in müdahalesinden hemen önce bir anlaşmaya yanaşması ve APPO’nun geri kalanını satmaya hazırlanması bir kaza değildir. İhanet öğretmenler sendikasının tabanından üyeler dahil Oaxaca hareketinin diğer bileşenlerince kınandı, ama büyük resim bir yanda sendika bürokratları, diğer yanda radikal taban olan net bir karşıtlıktan oluşmuyordu. Öğretmenler sendikasında ve ılımlı liderliğine karşı Stalinist FPR’nin güçlü bir nüfuzu vardı ve bu aynı zamanda APPO’yu kilit pozisyonlara aktivistlerini yerleştirerek ve hareketin içersindeki anti-otoriter akımları durdurarak ve susturarak kolonize etmelerini sağlayacak örgütsel dayanak vazifesi de gördü. Belki de radikal Oaxaca öğretmenlerinin çeşitli ülkelerdeki benzerleri gibi kendilerini karanlıkta kalmış kitlelere bilinç götürecek kişiler olarak görmeleri ve coşkulu Marksist-Leninistler olmaları sürpriz değildir.

Bu kasvetli akıbetten önce Oaxaca’da proto-bürokratik “temsilcileri”nin sıkı denetiminden büyük oranda kaçabilen hareketin tabanının inisiyatifiyle epey farklı şey de yaşandı. Bu özet, Oaxaca’daki yeni toplumsal iktidar biçimini hakkında bir his yaratmıştır ve bunun 20. yüzyılın devrimci teorisyenlerinin sıkça tartıştığı “ikili iktidar” kavramından farkını göstermiştir. Oaxaca’da bu biçim açıktan çok gizliydi, nesneleşmiş bir şeyden çok “göçebe” ve hareketliydi. Hareketin bu göreli başarısızlığı, soldaki eleştirmenlerinin dikkat çektiği bir şeydi, ama Marks’ın gözünde Paris Komünü’nün “kendi eylemleriyle var oluşunda” önemli olduğunu unuttular.

Bugüne kadar hala net olmayan şey APPO’nun içinde ne olduğu ve nasıl örgütlendiğidir. Sayısız toplantı olduğunu ve çeşitli komisyonların seçildiğini biliyoruz. Bu alanda APPO içersinde bir vekâlet ve taban karşı sorumluluk ilkesinin işlediği söylenebilir. Ama çeşitli sözcülerinin (ve bunların çoğunlukla Stalinistler olduğu tekrar vurgulanmalıdır) tabana karşı hiçbir hesap vermeden hareket adına konuşmaya devam etmeleri bu ilkenin varlığını sorgulatmaktadır. Meclisin en azından ilk aylarında konsensüs temelinde işlemeye önem vermesi de oldukça enteresandır, ama daha az sorunlu değildir. Katı konsensüsün kendi başına radikal bir azınlığın görüşlerini mecliste ifade etmesine yarayacağı düşünülür. Hareketin içersindeki anti-otoriterler sonradan bu tür bir ilkenin sınırlılıklarını keşfedecekler ve bir konsensüs yanılsamasının FPR’nin ahlaksız idarecilerinin umurunda olmadığını göreceklerdi. Şu anda APPO’nun tabanının meclislerdeki değerlendirmelerinin ne olduğunu ve Petrograd Sovyeti’ninkilere veya 1936-37 Barselona’sındaki devrimci işçi meclislerine benzeyip benzemediğini bilemiyoruz. “Oaxaca Komünü” teriminin tüm ısrarlı kullanımına rağmen bu ancak hareketin ulaşmak istediği bir amaç veya daha kötü sadece bir iyi niyetli düşünce olabilir.

Bununla birlikte net olan Ekim-Kasım 2006 döneminin Oaxaca isyanının tepe noktasını temsil ettiği ve stratejik manada hareket için belirleyici bir aşama olduğudur. Federal Polis’in şehre 28 Ekim 2006’da girişiyle hareket sadece polis ve valinin kiralık katilleriyle (porrolar) değil, doğrudan Meksika devletinin silahlı gücüyle karşı karşıya kaldı. Bu müdahaleyi takiben isyan savunmaya geçti, zócalo’daki (şehir meydanı) ana mevkilerinden sökülerek geri çekildi ve polisin ve helikopterlerden meydana atılan göz yaşartıcı gazların baskısıyla üniversite çevresindeki alana konumlandı.

2 Kasım 2006’da polis hareketin radyo istasyonunu susturmak için üniversiteye ilerlerken (polise karşı direnişin koordinasyonunda yaşamsal bir rol oynamıştı) isyan şehirde hâlihazırda kurulmuş barikatları kullanarak sağlam bir direnç gösterdi. Azimli sokak savaşçıları polisin üniversiteye ilerleyişini önlemede başarılı oldular ve bir anlığına hareketin yeniden inisiyatifi ele geçirdiği düşünüldü. Fakat sokaklardaki zaferden sonra 25 Kasım 2006’da protestocular zócalo’yu yeniden ele geçirmeye çalıştılar ve böylece otoriteler tarafından ustaca hazırlanmış bir tuzağa düştüler. Devlet, harekete karşı şiddetli bir karşı-saldırıya girişti. Bunun sonuçları yaralı protestocuların, porrolar tarafından işlenen cinayetlerin, tutuklanan eylemcilerin sayısında ve hareketin stratejik olarak zorla yeraltına itildiği ve tam manasıyla geri çekilmede genel durumda görülebilir.

İsyan başını 2007’nin ilk aylarında Oaxaca kentinde yeniden doğrulttuğunda aynı hareket değildi. Hareket, yerelde bir tür polis devletiyle karşı karşıya kalmış, kendi çelişkileri sertleşmiş ve patlama noktasına gelmişti. Polisle önemli bir çatışma günü olan 25 Kasım 2006’da da APPO’nun sözüm ona liderliği Cinco Señores barikatını kaldırmaya yeltenmiş ve gitmeyi reddeden savunucuları baskın çıkmıştı. APPO’nun resmi yüzü olan Stalinistlerle tabanda yoğunlaşan anti-otoriter akımlar arasındaki daha genel bir ayrım 2007 başında gün ışığına çıkacaktı.

IV

“Ekim 2006’nın başında barikatlar Oaxaca şehri boyunca kabarırken benzeri görülmemiş bir oluşumun meydana geldiği aşikârdı: Şehir bir laboratuara çevrilmişti. Bu ülkenin ve şehirlerinin yakın tarihinin hiçbir döneminde bu kadar büyük bir ölçekte barikatlar yükselmemişti (ve Meksika’nın kentsel mekânlarında bu bollukta kendiliğinden yaratımlar olmamıştı). Bu aynı zamanda daha önce bir şehrin nüfusunun hiç bu kadar geniş bir kentsel alanı kontrolü altına almadığını anlamına da gelir.”
- Hector Ballesteros, Introduction to Puntos B: Cartografias de una ciudad en crisis: Oaxaca 2006 , interactive DVD, 2007 (http://puntosb.blogspot.com)

Makro ve mikro düzeylerdeki politika anlatılarıyla birlikte Oaxaca isyanı şehrin içersinde alternatif bir toplumsal alanın yaratılması açısından anlaşılmalıdır. Bu alan, hareket tarafından aylara yayılan bir süreçte işgaller, barikatların kurulması ve her zaman isabetli olmasa da “mega-yürüyüşler” olarak adlandırılan büyük sokak protestoları ile yaratılmıştır. APPO’nun herhangi bir toplantısı gibi burada da hareket kendisini ifade etmiş ve benzer pek çok hareket gibi özgür ve yaratıcı ifade onun ana karakteristiklerinden olmuştur. İsyanın kendisi kelimelerin, simlerin ve eylemlerin akan bir kaynağıdır. Bunlar şehrin duvarlarında, sokakların kesişim noktalarında ve yaşayanların zihinlerinde damgalarını bırakmıştır. Polis Oaxaca’nın merkezini yeniden işgal ettiğinde otoritelerin ilk eylemlerinden biri tüm grafitilerin üstünü boyama emri vermek ve hareketin sloganlarının ve grafik şablonlarının yerini alacak çeşitli renklerde bir katman yaratmak oldu. Bu soyut polis ”sanatı” isyanın tüm izlerini yok etmeyi amaçlıyordu, ama tek başarabildiği ellerinde sprey boya kutularıyla gelenlerin çalışması için yeni tuvaller yaratmaktı.

Hector Ballesteros’in Oaxaca’yı “laboratuar” olarak tarif eden yorumlarında ima ettiği gibi isyan şehrin kullanımında yüksek bir deneycilik sergiledi. Politik netlikte ve mücadelesini genelleştirmedeki tüm eksikliklerine rağmen Oaxaca isyancıları olağanüstü bir dayanma gücü ve dikkate değer bir doğaçlama ve keşif becerisi gösterdiler.

Hareketin çevresinde oluşan mitlerden biri olan tamamen veya öz olarak şiddetsiz olduğu iddiasını destekçilerini kızdırmak pahasına reddetmeliyiz. Hareketin kolektif olarak bir kendi şiddetini arttırmama ve işgal edilen yerlerin savunulmasına odaklanma kararı almış görünmesine karşın pasifist manada barışçıl bir mücadele değildi. Bunun yerine bir melez söz konusuydu: Sivil itaatsizlik yapan bir hareketten daha fazlası ve şehir gerillasından daha azı; ikisinin bir bileşimi.

“Asimetrik savaş” terimi askeri teorisyenlerin sık kullandığı bir kelimedir ve eşit olmayan veya nitel olarak farklı savaş biçimlerine sahip taraflar arasındaki çatışmayı ifade eder. Bu tür analistler için Oaxaca örneği bir ders niteliğindedir. İsyanın yaratıcılığının ilginç bir örneği katılımcılarının “duman ve aynalar” kalıbına nasıl yeni bir anlam kazandırdığıdır. Polisle çatışmanın önemli anlarında isimlerini havai fişek atan plastik borulardan alan bazuqueros grupları polis hatlarına gökyüzü füzeleri atar ve böylece protestoculara yönelik göz yaşartıcı gaz yağışını kısmen durdurur. Otobüsler ateşe verilip polis hatlarına gönderilir: Bunlara kamikaze denir. (Başka bir şeyi olmasa bile Oaxaca isyanı radikal toplumsal protesto sözlüğüne yeni kelimeler ekledi.)

Aynalar hem ışığı yansıtmak, hem de meseleyi başka bir ışıkta göstermek için kullanılır. Bir polis helikopter 1 Kasım 2006’da protestocu kalabalığın üstünde uçarken yüzlerce el aynası yerdekilerce pilotun kafasını karıştırmak için kullanıldı. En azından Meksika silahlı kuvvetlerine kolayca korkutulamayacak bir hareketle karşılaştıklarını gösterdi. Polisin tutuklanan kadınlara yönelik tecavüzlerine ve diğer şiddet eylemlerine dair haberler gelmeye başlayınca protestocular büyük aynaları federal polise tuttular: Aynalarda kendi yüzlerini ve altında da “ben bir tecavüzcüyüm” yazısını görüyorlardı.

Oaxaca isyanının en ilginç ve gelecek kuşaklar için onu belirleyici kılacak yönlerinden biri katılan, hareketin içersinde kendi alanlarını yaratan ve kendi başlarına önemli inisiyatifler alan kadınların miktarıydı. Bu yolla Meksika toplumunun geneline egemen olan machismo’ya ve özel olarak da Oaxaca yerli kültüründeki patriarkal geleneklere doğrudan meydan okudular. Toplumsal cinsiyet rollerinin radikal şekilde yeniden tanımlanması Kuzey Amerika ve Avrupa akademisinin iyi döşenmiş kampüslerinde ziyadesiyle tartışılan bir meseledir. Oaxaca’da böyle bir değişim çok daha temelli ve yere basan bir anlam kazandı: Erkekler ve kadınlar, toplumun çeşitli kategorileri arasındaki ilişkiler radikal bir toplumsal hareket bağlamında gündelik hayatta yeniden pazarlık meselesi haline geldi.

Kadınlar isyanın en dikkate değer bölümlerine önayak oldular: Yerel bir televizyon istasyonunun ele geçirilmesi ve sonrasında hareketin istasyonu olarak kullanılması. İşgalciler, yeni programlar yaptılar, röportajlar yayımladılar ve şehrin içinde medya gücü dengesini radikal şekilde değiştirdiler. Bu yayınların hepsi dogmadan ve tekrardan uzak değildi, fakat bazılarında asi, alternatif bir ruh parlıyordu.

Gençler, isyanın tüm dönemlerinde faaldiler. Hem sokak çatışmalarında élan’a katılarak, hem de alternatif bir medya yaratmak için inisiyatif alarak örneğin polis hareketleri hakkında bir taktik bilgi kaynağı ve hareketin fikirlerini çevredekilere götürmenin araçları oldular. Bu medyaya hareket tarafından kullanılan radyo istasyonları, Barrikada gibi yayınlar ve çeşitli Oaxaca’da sosyal protestoya taze perspektifler ve yeni deyimler kazandıran kültürel atölyeler katılmalıdır. Ve bunların hepsi genç eylemciler kendilerini dar şekilde bir “gençlik isyanı”nın kahramanlar olarak tanımlamadan gerçekleşebildi.

Bununla birlikte isyanın en genç katılımcılarıyla ilişkisinde ilerici olmaktan çok uzak bir yön de vardı: Çocuklar tuhaf (ve belki de kültürel özgünlüklerin bir sonucu olarak) maskot olarak kullanıldılar. Büyükleri andıranları kendilerinden çok daha yaşlı topluklar önünde kesinlikle kendilerinin yazmamış olduğu ve anlamadığı konuşmalar sahnelerdiler. Bu, işgal edilen televizyon istasyonunda ve hareketin radyo istasyonlarında çocukların benzer şekilde önceden hazırlanmış konuşmalarında tekrar etti. Oaxacalı bir dinleyici kitlesine güzel gelen bu kullanım, dışarıdakiler için niyeti ne kadar iyi olsa da hem uyduruk, hem de tiksindirici görünebilir. ABD ve Meksika bağımsız basını tarafından çekilen belgeseller bu tür sahneleri hiçbir yorum yapmadan kaydetti ve bu babacan müsamaha ile ironik olarak bilerek olmasa da yerli halkları hakkındaki “doğanın çocukları” stereotipini hatırlattılar.

Harekete katılan sosyo-ekonomik kategoriler açısında doğal olarak en azından başlangıçta öğretmenlerin ve yoksul mahallelerindekilerle birlikte Oaxaca’daki çalışan nüfusun rolüne büyük bir dikkat gösterilmiştir. Marksistler hareketin heterojenliğini onun zayıf noktası olarak gördüler: Tam anlamıyla bir işçi sınıfı fenomeni değildi. Hareket bu nedenle diğer işçilerce faal olarak desteklenen son zamanlardaki grevlerin aksine Meksika’nın geri kalanından dişe dokunur bir destek alamamış olabilir. Ama sınıf meselesi, sınıf yapısı dahil pek çok sabit sosyal kategorinin parçalandığı veya yeniden biçimlendiği bir dönemde öncelikle radikal şekilde yeniden düşünülmelidir. Hele de situasyonistlerin ve diğerlerinin çokça övdüğü “modern proletarya” tarihle randevusuna hala gelememişken. Şüphesiz ki Oaxaca hareketinin sosyolojik alet kutusu ne Meksika’da, ne de diğer ülkelerde bulunmayan özgül karakteristikleri açığa çıkartacaktır.

*

Ses nereden geliyor?
Bu barikatın sesi…
- “Barikatın Sesi,” Oaxaca isyanının şarkılarından biri

Meksikalı gözlemciler tarafından tartışılan, ama dışarıdan gelenlerce pek fark edilmeyen bir katılımcı kategorisi chavos banda idi. Terimi İngilizceye (ve Türkçeye ç.n.) çevirmek zordur: “Sokak kabadayısı” veya “serseri” gibi bir anlama gelir (Fransızcadaki karşılığı blousons noirs olabilir.). Bu grup isyanda faal bir rol oynadı ve özellikle barikatlarda ve polisle çatışmalarda o kadar belirginleşti ki başkalarının polemiklerine konu oldu. Bunlar “lümpen proletarya”nın üyeleri olduklar için (kelimenin ne kadar aşağılayıcı ve öznel olduğu ve Marks’ın belirsiz teorik mirasının bir örneği olduğu hatırlanmalıdır) şaşırtıcı olmayan bir biçimde FPR’nin Stalinistlerince ve genel olarak daha güvenli bir toplumsal konuma sahip olanlarca, yani öğretmenler ve hareketin küçük burjuva öğelerince, hor görüldüler. Bu kesin bir hikâye de değildir. Siyasallaşan bu sokak savaşçılarının pek çoğu anarşist fikirden etkileniyordu (Marksist-Leninistlerce küçümsenmeleri için bir diğer neden daha), ama bu durum otonom eylemlerinin her zaman Oaxaca’daki örgütlü anarşistlerce stratejik önemde görüldüğü anlamına da gelmez. Açıkçası Kasım 2006’nın sonundan itibaren bu tür gerilimlerin nasıl geliştiği ve isyan bir sokak hareketi niteliğini kaybedip düşüşe geçerken chavos banda’ya ne olduğunu ilginç bir sorudur.

Barikatlardakilere ek olarak Oaxaca isyanındaki bir diğer radikal odak APPO içersinde FPR Stalinistlerinin meclisin resmi yapıları üstündeki egemenliğine meydan okuyan grup ve bireylerden oluşuyordu. Gevşekçe hareketin Magonista/anti-bürokratik kanadını oluşturan bu ant-otoriterler bilinçli bir siyasal perspektife sahiptiler ve APPO içersinde özgür tartışmaya ve tabanın otonom iktidarına bağlıydılar. FPR, meclisin başlangıcından onlara karşı üstünlük sağladı ve bu gruplar Stalinistlere karşı özellikle APPO tabanının kolayca veya açıkça toplanamadığı Kasım 2006 sonrasındaki sert baskı döneminin başında güçsüz düştüler. Alianza Magonista Zapatista’yı ve daha yakın bir zamanda VOCAL’i (Voces Oaxaqueñas Construyendo Autonomía y Libertad; Otonomi ve Özgürlük Kuran Oaxacalı Sesler) oluşturdular. Ancak bu gruplar FPR’nin manipulatif politikalarına ve APPO’daki egemenliğine muhalefet edenlere karşı giriştiği karakter cinayetlerine karşı şiddetli eleştirilerini halka duyurabildiler. (Oaxaca’da anti-otoriter solun tutumlarını ayrıntılandıran metinlerin İngilizce çevirileri için bkz. www.collectivereinventions.org)

APPO içersindeki bu ayrımlar açığa çıktığında VOCAL’in önde gelen aktivisti David Venegas devlet tarafından tutuklandı ve Oaxaca’daki anti-otoriterlere etrafından faaliyet yürütecekleri bir figür ve bir hedef (siyasal tutuklular) verdi. Buna paralel olarak hareketin geleceğine dair anti-Stalinist görüşlerini yaymaya çalıştılar. Fakat Venegas’ın tutuklanması onarlı FPR ile açıkça kavgadan korkmayan belagatli ve keskin bir dilden mahrum bıraktı (Venegas Mart 2008’de bir süreliğine hapisten çıktı, ama hakkında hala bir dizi suçlama var). 2007 sonunda APPO’nun anti-bürokratı kanadı, FPR’den veya APPO’nun “resmi” kanadından ile açıkça ayrılarak APPO’nun III. Eyalet Meclisi adı altında bir toplantı düzenledi. Bir dizi grup ve aynı zamanda mahallelerden ve (eski) barikatlardan temsilcilerle önemli miktarda genç anti-otoriter buna katıldı.

Bu gelişme anti-Stalinist bölümün büyümesi ve kendisini özerk bir hareket olarak var etmesi için bir başlangıç olarak görülüyor. APPO isminin kullanılıp kullanılmaması özellikle VOCAL içindeki bazı eğilimlerin bu ismi FPR’nin eylemleri tarafından yeterince kirletilmiş olarak gördükleri düşünülünce o kadar da önemli değil. Ama en azından bir süre boyunca Oaxacalı anti-otoriterler sınırlı imkânları ve hala bir azınlık olmalarından dolayı cesurca ama yalnız bir kavga verecekler.

Devlet baskısıyla FPR’nin ve onun öğretmenler kolunun bürokratik manevraları Oaxaca’da karşılığını buldu. Hareket öncekinden çok daha farklı ve tepe noktasında seferber ettiği kalabalıklar artık ortalıkta görünmüyor. Savunmaya çekilerek isyandan arta kalanlar sadece tek bir talebe odaklanmış durumda: Ulises Ruiz Ortiz’in valiliğinin son bulması. Böylece hareket kendi kendisini de sınırlıyor: Artık açıkça farklı bir toplum tahayyülü taşımıyor, çünkü bugünkü koşullarda itiraf edilmeli ki bu oldukça zor. Hala toplantılar oluyor ve özellikle de genç anarşistler isyanın alevlerinin sönmesini engelleme işinde faaller. Bu sırada öğretmenler sendikası kendi yolunu tuttu ve siyasal tutsakların salıverilmesi talebini dillendirse de özde korporatist ve ekonomik taleplere geri döndü.

Oaxaca isyanın son sayfaları daha yazılmadı. Ancak isyan eğer bir daha kitlesel bir hareket haline gelirse ve mesajı Meksika’da başka yerlere ulaştırılacaksa biraz paradoksal olarak biryandan Oaxaca toplumunun geneline ulaşmayı, diğer yandan da dar anlamda katıksız bir Oaxaca hareketi olmaktan kaçınmalı. Dışarıdakilerin Oaxaca’daki kadar ileri giden bir isyanının eksikliklerini eleştirmesi kibirlice görülebilir, ama hareketin zayıflıklarına ve ikilemlerine gözlerimizi kapamanın kimseye faydası yok.

V

… pek az bir çabayla 10.000’den fazla insanın çevredeki dağlardan buraya gelmeye hazır olduğunu hesaplayabiliriz. Bölgedeki tüm diğer illerden daha fazla kere bu ilde gerçekleşen canavarca olaylarda şahit olunduğu üzere, yörenin iklimi gibi küstah ve arsız bu insanlar. Bu işte yöre insanlarının, çok deneyimli subayları bile şaşırtacak düzeyde kurnaz ve açıkgöz olduklarını gördüm.
-- Fr. Alonso de Cuevas Dávalos, Oaxaca Piskoposu, Tehuantepec’ten genel valiye yazdığı mektuptan, Nisan 1660 (8)

*

Oaxaca isyanının ortaya çıktığı geniş bağlamın geçmişe uzanan ana çizgilerinin izini sürmek, Nil’in kaynağını arayan kâşiflerin durumunu hatırlatıyor: Gidebileceğiniz uzaklık sizin ne kadar uzağa gitmek istediğinize bağlı. Yukarıdaki alıntıdan anladığımız gibi Oaxaca bölgesi Meksiko’nun İspanyollar tarafından işgalini izleyen bir yüzyıl boyunca isyankâr bir tarihe sahip ve sömürgeci otoriteye karşı ortaya konan birkaç büyük ayaklanmanın da merkezi olmuş bir coğrafya. Oaxaca piskoposunu dehşete düşüren 1660 isyanını betimleyen bir diğer memleketlisi keskin bir şekilde bölgeye hâkim olan “isyan havası ve şeytani ruh halinden” dem vurmaktaydı.

Son isyanın destekçileri de, bugünkü Oaxaca eyaletinin güneyinde gerçekleşmiş olan 1660 Tehuantepec isyanı gibi hadiselerle bugünkü olaylar arasında doğrudan bir bağlantı kurmaya meyilliler. Bugünkü hareketi, batı toplumuna ve İspanyol işgalcilerinden, Meksika devletine, ABD emperyalizminden, küresel tüketim kültürüne uzanan onun tüm kılıklarına karşı çıkan ve bir süreklilik arz eden yerli direniş geleneğinin son perdesi olarak görmekteler. Geçmişle bugün arasındaki bağlantının yerli halkların “yabancı” tahakkümüne karşı ortaya koydukları “500 yıllık direnişin” selamlanması şeklinde kurulduğu yerel radikalizmin söyleminde bu tema sık sık ortaya çıkmakta.

Bu argümanın basıncına sempati beslemek makul görünse de, yerel gelenekleri herhangi bir şekilde idealize etmek ve modernitenin sözde mutlak kötülüklerine karşı konumlanan bir cemaat tasavvuru inşa etmek bir hayli problemlidir. Bu tespit yerlilerin kendi hayatları, mücadeleleri, yerel ve küresel egemen düzene ilişkin rahatsızlıklarına dair kendi bakış açılarını tekzip etmek, ya da bakış açılarını “yanlış bilinç” olarak tanımlamak anlamına gelmez. Tersine bu bakış açılarına hak ettikleri özerkliği tanır (zaten yerlilerin kendilerinden başka kim yerli kültürleri adına konuşabilir ki?) ve yerli toplumların gerçekliklerinin dışardan bakan gözlemciler tarafından anlaşılmasının güç olduğunu kabul eder.

Ancak bu şekilde kavrayış sınırlılıklarına işaret etmek, Dördüncü Dünya radikalizminin Birinci Dünya’dan destekçilerinin dilini karakterize eden boş genellemeler lehine eleştirel becerilerimizi tamamen bir kenara bırakmamızı gerektirmez. Bu Birinci Dünya retoriği analitik olmaktan ziyade duygusaldır ve yerel gerçekliklerle sahici bir yüzleşmenin meyvesi olmaktan ziyade bir tezahürat halidir. Bu tip yaklaşımlar, kişide (Avrupalı sömürgecilerin egemenliği sonucunda) Amerika diye bilinir hale gelen topraklarda Kolombiya-öncesi bir Altın Çağ’ın yaşanmakta olduğu ve bu çağda barış, eşitlik ve işbirliğinin hüküm sürdüğü hissini uyandırır. Daha basitçe söylemek gerekirse, bu efsane yaratmış olduğu ütopyacı hikâye çizgisinin tarihsel olgular tarafından tahrip edilmesine müsaade etmez. Sömürgeci fetihlerden önce yerli dünyasında irsi (ya da mutlak) otoritenin, kastların, köleliğin ve kabilesel savaşların varlığını görmezden gelir ya da önemsizleştirir.

Gerçekliğe ve Oaxaca’daki duruma geri dönecek olursak, yabancı gözlemciler için temel bir zorluk isyancılığın, yerli kültür ile olan ilişkisi ile cebelleşmektir (bir extranjero olma statüsü aşılabilir bir şey değildir, fakat gereken tüm şerhlerin konulmasının ardından, mesafenin sağladığı bir avantaja sahiptir). Katılımcılar Oaxaca eyaletinin pek çok köyünde gözlenen geleneksel “pratik ve adetlerin” (usos y costumbres, “geleneksel hukuk” ya da “geleneksel pratikler” şeklinde de çevrilebilir) hareket üzerinde güçlü bir etkiye sahip olduklarının altını çizmişlerdir. Bu etkinin vurgulandığı bir husus, hareketin meclis fikrine ve düşüncesine atfetmiş olduğu merkezi önemdir. Burada meclisten kastedilen isyanın 2006’daki doğrudan demokrasi deneyiminin cisimleştiği isyanın katılımcıları tarafından inşa edilen meclis formudur.

Konsensüse dayalı karar alma merci konumunda egemen yapılar olan köy meclislerinin dışında, yerel ahali ve gözlemcilerin usos y costumbres’ın en önemli öğeleri olarak gördükleri noktalar şunlar: 1) bir köy topluluğu üyesinin yerine getirmesi beklenen cargos ya da görevler; 2) topluluk yararına zorunlu ve karşılıksız bir çalışma biçimi olan tequio; 3) bir karşılıklı hediye ve hizmet değişimi pratiği olan (Zapotec dilinde) guelaguetza; 4) işbirliğinin değerine olan derin bir inanç ve 5) toprakların ortak mülkiyette olması.

Tüm bu “pratik ve adetlerin” tıpkı kan bağına dayalı soylu düzeninin sonlanmasının ardından Meksika’daki yerli toplumunun yapısı gibi değişim içersinde olduklarını ve önemli dönüşümler yaşadıklarını not düşmek gerekir. Ayrıca, usos y costumbres nasıl ki bir tür kültürel bir fosilleşme içinde korunmuş olan bütünlüklü ve bozulmamış bir pratikler kümesi değilse, tekbiçimli de değildir ve Oaxaca eyaleti içinde önemli ölçüde çeşitlilikler barındırır.

“Zaman dışı” gelenekler olarak sunulan kalıpların tarih tarafından nasıl dönüştürüldüğünü daha iyi anlamak için bir örneğe bakalım. tequio, genel olarak topluluk yararına yapılan karşılıksız ve zorunlu çalışma olarak tanımlanır. Yerli köylerindeki işbirliğinin önemine işaret etmenin yanında, bu pratik sıkça bir cemaatvari toplumdaki karşılıklı yardımlaşmanın (Oaxaca’da bu türden karşılıklı yardımlaşmanın pek çok örneği gerçekten de vardır) canlı bir örneğine kanıt olarak gösterilir. Ancak kelimenin etimolojisinin izini sürmek ve farklı bağlamlarda kazanmış olduğu farklı anlamları görmek ilginç olacaktır. tequio, Nahuatl (Aztek) dilindeki tequitl kelimesinden türetilmiştir ve kökensel olarak geleneksel soyluluğa (Kolomb-öncesi yerli egemen kasta) ya da başka lortlara (başka kabilelerden Aztek işgalcilerine) çalışma ya da toprak şeklinde verilen “vergi/haraç” anlamına gelir. Bu vergi biçimi daha sonra, yerli toplumundaki kabilesel ve kasta dayalı bölünmeleri, işgalin kendisini kolaylaştıran yarıkları, ustaca kullanan İspanyol sömürgecilerin vergi sistemi ile bütünleşir ve yasalaşır.

Oaxaca’da bugün uygulanan tequio kimi Kuzey Amerikalı ve Avrupalılara (1969’da Berkeley Halk Parkı’ndaki toplum bahçelerindeki ya da daha önce Provo Amsterdam’daki kooperatif girişimleri türünden) bir gönüllü işbirliği vizyonunu hatırlatsa da, kavramın olumlu çağrışımları zaman içersinde ve belirli bölgelerde gelişmiş ve şekillenmişlerdir. Orta Amerika’nın kimi bölgelerinde kelimenin olumsuz anlamı hala kaybolmamıştır: Nikaragua İspanyolcası’nda tequioso, zorla çalışma, zorunluluk ve boyun eğmeye ilişkin bir kelime ile kökensel ortaklıklarına açık bir şekilde işaret eden, “zorbaca”, “sıkıcı”, “rahatsızlık veren” anlamlarına gelir.

Cargos sistemi de problemlidir. Meclis ve geri-çağrılabilir temsilci sistemini savunan anti-otoriterlerin hayranlığını hak edip etmediği hayli tartışmalıdır. Geleneksel Oaxaca köylerinin yaklaşık %15’inde kadınların köy meclislerine katılmaları ve bir görev (bir cargo) almaları açıktan engellenmiştir. Kendi köyü Santa María Quiegolani’de sırf kadın olduğu için köy meclisi başkanı olamayan Eufrosina Cruz Mendoza’nın durumun gündeme gelmesinin ardından bu olgu Meksika medyasında önemli ölçüde görünürlük kazanmış ve irdelenmeye başlamıştır. Cinsiyet ayrımcılığının böylesi bir örneği, Oaxaca köylerini İspanya Devrimi’nin kır kolektiflerinin güncel bir varyasyonu olarak görenleri bir daha düşünmeye sevk etmelidir. Bu olgu günümüzdeki Oaxaca hareketinin cinsiyet ayrımcılığı meselesinde (ama sadece bu meselede değil), geleneksel yerli kültürünü yeni bir zemine taşıma konusunda ne ölçüde başarılı olduğunun da bir göstergesidir. Bu halde Oaxaca isyanı pek çok açılardan atalara ilişkin [atavistic] ya da “geleneksel” bir fenomen değildir. Kentsel Oaxaca isyanındaki meclis, tabandan katılımcıların seçerek yetkilendirdikleri, geri çağrılabilir temsilcilerin toplanması şeklinde işlediği ölçüde, yerli köyündeki tüm sakinlerin katıldığı meclisten farklı bir şeydir. Oaxaca eyaletindeki cemaatsel pratiklerle bir bağlantısı olabilir, ancak bu geleneklere kıyasla bir yenilik de içerir. Çünkü Latin Amerika’da yaşanan 1973 Şili’sinden (cordones industriales ), yakın zamandaki Arjantin piquetero hareketine uzanan mücadele deneyimlerinde yaratılan özerk meclis biçimleriyle daha fazla ortak noktaya sahiptir.

Yerel gelenek ve pratiklerin güncele etkisi başka hususlarda da tartışmaya açıktır. Pek çok geleneksel Oaxaca köyünde kişi “toplumsal olarak faydalı emek” harcamak ve tanımlanmış belli görevlerde (yukarıda andığımız cargos’larda) sorumluluk almak zorundadır. Eğer kişi bu görevleri reddeder ve yerine getirmezse, köy topluluğu üyeliğinden mahrum bırakılır ve topluluğun hayatından dışlanır. Köylerini terk eden ve ABD ya da Kanada’da göçmen işçi olan Oaxacalılar bile köy topluluğuna üyeliklerini korumak istiyorlarsa bu görevleri yerine getirmek zorundadırlar. Topluluğa üyeliğin öneminin güçlü bir delili göçmenlerin pek çoğunun görevlerini yerine getirmek için köylerine geri dönmeleridir. Bu durum bu kimliğin belirsiz yönlerini de açığa çıkarır: Kimliğin topluluğa dayanan yönü belli bir tür zorlamayı içerir ve bu görevin gönüllü ve özgürce yapılma özelliğinin altı oyulmaktadır, çünkü köy üyeleri tequio görevlerini yerine getirmek yerine para ödeyerek görevlerini yerine getirmiş sayılabilmektedirler. Kır topluluğu bu ve benzeri kanallardan para ağına dahil olur. ABD ve Kanada’da çalışan Oaxacalılardan gelen paralar eyalet ekonomisine can simidi vazifesi görmektedir. Öte yandan ise yerli kültürlerin Birinci Dünya’daki destekçileri tarafından pek bir hor görülen uydu antenleri ve tüketim toplumun başka öğelerini beraberinde getirerek kırsal Oaxaca’daki köy yaşantısının pek çok yönünü dönüştürmektedir.

Dahası Oaxaca’daki toplumsal iktidarın bugünkü diziliminde, usos y costumbres sistemi (bunların devlette yasal ve kodlanmış bir statüsü mevcuttur) bir massetme, geleneksel yerli toplumunu mevcut politik ve toplumsal iktidarla bütünleştirme çabası anlaşılabilir. usos y costumbres’in resmi olarak tanınması ve kutsallaştırılması 1995’te vali José Murat’ın görev süresinde gerçekleşti. Tam da bu dönemde Oaxaca’daki egemen elit yerli hareketlerinin devletten özerklik talepleri tarafından sarsılmaktaydı. Alejandro Anaya Munoz’un ayrıntılı bir çalışması bu tehditle yüzleşen elitlerin yerlilerin talepleri ile uzlaşma ve bu talepleri içerme stratejisini ortaya koymaktadır. Elitler bu stratejiyi geleneksel yöntemleri olan yerel caciques’leri, yani şefleri, satın alma ve seçim döneminde köylülere açıktan para ve “yardım” dağıtma ile bir arada kullanmışlardır (9).

Peki, o zaman nihai olarak geleneksel pratiklerin Oaxaca’daki toplumsal hareket ile ilişkisine dair ne söylenebilir? Yukarıda anlatılmaya çalışıldığı gibi bir ilişki şüphesiz mevcuttur, ancak açık ve net değildir. Bu durum söz konusu ilişkinin önemsiz olduğu, yerlilerin perspektiflerinin ikincil bir mesele olduğu anlamına gelmez. Ancak bu konulara dair kesinlik içeren bir teorik pozisyon muhtemelen bir hayalden ibarettir. Her halükarda bir kesinlik içermeyecek yaklaşık bir cevaba ulaşmaya çabalamaktansa, yeğlenmesi gereken kişinin yeni sorular üretmesi ve başkalarının düz olduğunu ve karmaşıklık içermediğini düşündüğü bir coğrafyanın kırışıklıklarına dair ısrarcı olmaktır.

Yerli mücadelelerinin koşulsuz - ve eleştirisiz - destekçileri açısından bu tip kavramsal sorunlar yoktur. Böyle düşünenler geleneksel pratikleri doğuştan eşitlikçi ve komünal olarak değerlendirip, onaylarlar. Bazıları o kadar ileri gider ki, yerli halkların dünyaya bakışları hakkında abartılı iddialarda bulunup, geleneksel ve modern zihniyetler arasındaki farklılığı saf bir ontolojik farklılık düzeyine yükseltirler (10). Bu özcü argümanın klasik bir örneğidir: Gerçek “Kızılderililik” diye tarih dışı, sabit ve organik bir şey vardır. Ve bu tip bir düşünceden çıkan siyaset yerlici bir tutuculuğa yaslanan bir tür kimlik siyasetidir.

Tam tersi bir şekilde geleneksel Marksistler radikal köylüler ve onların cemaat geleneklerinden yana her türlü argümana daha baştan karşıdırlar. Bu hususta Usta’nın sözleri hatırımıza gelir: Marks Komünist Manifesto’nun giriş bölümünde bilindiği üzere “kır hayatının avanaklaştırıcılığı”ndan bahseder. Kır toplumuna dair Marksist argüman elbette bu aşağılamadan ibaret değildir, örneğin genç Marks Alman İdeolojisi’nde komünist toplumu heyecanla, aynı gün içersinde avcılık yapabileceği, balık avlayabileceği ve felsefe yapabileceği, ancak bu edimlerin hiç biri ile tanımlanmayacağı bir toplum olarak anlatılır (11). Ancak perspektiflerini tarihin zorunlu ve kaçınılmaz aşamaları olduğu teorisine dayandıran hemen hemen tüm Marksistler, kapitalizm sonrası geleceğe giden sadece bir yol vardır ve o kapı da sanayi işçi sınıfı tarafından aralanmıştır. Ezilen tüm diğer toplumsal kesimlerden gelen herhangi bir başka özne pek ciddiye alınmaz, en iyi ihtimalle öncü rolünü oynamak zorunda olan işçi sınıfının eylemlerine destekçi olarak görülür. Bu hiçbir zaman itiraf edilmese de, aslında işçi sınıfı da gerçek öncünün, yani teorisyenlerin bizzat bir parçası oldukları radikal entelijensiyanın liderliğini izlemek zorundadır.

Ancak son yıllarda Marksist teolojiler bir kenara bırakıldı ve ortodoksinin dışındaki Marksistler de bu konuda hemfikir. Otonomist Marksizm geleneksel olmayan toplumsal hareketlerin (Arjantin, Bolivya ve Meksika’dakiler gibi) radikal, anti-kapitalist potansiyellerini araştırma konusunda çok daha açık olduklarını gösterdiler. Ancak konu hakkındaki yazıları, özellikle “valorizasyon” (ki radikal öncülerle özerk eylemlerini bağlayan olumlu bir terimdir) ve “biopolitika” kavramlarının kullanıldığı noktalarında post-modernist bir yön değişikliğiyle kendi kendisinin parodisi haline geldi.

Buna karşın, anarşist gelenek tarihsel olarak köylülerin radikal inisiyatiflerinin irdelenmesine çok daha açıktır. Eleştirellik konusunda Marksizm’den çok daha ileri gitmiştir. Öyle ki, toplumsal hiyerarşileri, devleti ve sermayeyi reddedişinin bir parçası olarak doğa üzerinde hükümranlık düşüncesinin (kalkınmacı Leninist devletlerin kalbindeki bir projedir) de sert bir eleştirisini vermiştir. Tam da bu nedenledir ki, işbirliği ve topluluğun önemi ile birlikte, Kropotkin, Reclus ve Landuer’in çalışmaları birçok Marksist için bile yeniden önem kazanmıştır. Ve Latin Amerikalı anarşist düşünürler ve Oaxaca’da günümüzde yaşanmakta olan hadiseler açısından bu durum daha da geçerlidir. Perulu anarşistler yirminci yüzyılın başlarında sadece yerli bakış açılarını And Dağları bölgesinde bir özgürlükçü komünizmin nasıl gerçekleştirileceğine dair teorilerine yedirmekle kalmayıp, Andlı yerlileri de bilfiil saflarına kazandılar. (Jose Carlos Mariategui gibi birkaç istisna dışındaki) Latin Amerikalı Marksistlerin öylesine eskimiş ve modası geçmiş olarak gördükleri tarihlerin ve hareketlerin hak ettikleri ilgiyi yeni yeni görmeleri ironiktir. Latin Amerika anarşizminin tarihçileri günümüze etkisi olan bir geçmişi ortaya çıkarmaya devam etmektedirler ve devasa bir deneyim birikimi aydınlatılmayı beklemektedir (12).

Bu açıdan Oaxaca’ya döndüğümüzde bakmamız gereken bir isim bölgenin en meşhur anarşisti olan Ricardo Flores Magon’dur. Magon’un günümüzdeki toplumsal harekete olan etkisi öyledir ki hareketin içinde kendine Magonist diyen bütün bir kanat vardır (önceki bölümde ele almıştık). Her radikal hareket için tarafsızlaşma ya da devlet tarafından satın alınma riski mevcut olsa da (ve Oaxaca’daki çeşitli siyasal akımlar arasında bir tür sistemle uzlaşmış Magonizmin de olduğu görünmektedir), Magon’un düşüncesinin merkezinde devrimci dönüşümde uzlaşmaz bir ısrar ve özgür bir toplumun kuruluşuna giden mücadelede araç ve amaçların bağlantılı olması fikri vardır.

Magon 1911’de komünizmin Meksika halkı ile uyumlu olduğunu iddia etmiştir. Komünizmden kastı devlet ve sermayenin ve de her türden parti patronunun tiranlığının ötesindeki bir eşitlikçi toplum kurgusu olan özgürlükçü komünizmdir. Bu iddiasını Oaxaca ve Meksika’nın başka yerlerinde yapmış olduğu gözlemlere dayandırır. Bu coğrafyada ortak mülkiyet ve işbirliği geleneklerinin yirminci yüzyılda da sürmekte olduğu gözlemini yapar:

“Meksika halkı içgüdüsel olarak otoriteden ve burjuvaziden nefret eder. Meksika’da yaşamış herkes şunu teslim edecektir ki, bu toplumda insanlar en çok polis ve askerden nefret eder. Başka coğrafyalarda özenilen ve alkışlanan polis ve askerden bu toplumda tiksinilir, bunlar hor görülür. Dahası hayatı kendi elleriyle kazanmayan herkese kötü gözle bakılır.
Sadece bu durum bile ekonomik temelli anti-otoriter bir toplumsal devrim için yeterlidir. Meksika’da bugün daha yirmi ya da yirmi beş yıl öncesine kadar toprakları, suyu ve ormanı ortaklaşa kullanan topluluklarda yaşamakta olan dört milyon yerli vardır. Karşılıklı yardımlaşma bu topluluklarda kuraldı ve otoritenin hissedildiği anlar vergi toplayıcısının ya da insanları askere alan devlet görevlilerinin gelmesinden ibaretti. Bu topluluklarda yargıçlar, valiler, gardiyanlar yoktu.”
( Regeneracíon , September 12, 1901. Çeviri: Chas Bufe, Dreams of Freedom: A Ricardo Flores Magón Reader , AK Press, 2005)

Ortak kullanıma açık topraklar Oaxaca’daki durum üzerine kafa yoran radikal analistleri meşgul eden başlıca konulardan biridir. Oaxaca ve Chiapas’ta Rus mir’i türünden toplumun özgürlükçü komünizme bir sıçrama yaşayabileceği ortak mülkiyet ve işbirliği temelinde şekillenen bir topluluk formu olduğuna inanmak isteyen çok olsa da, ortada bu iddiayı destekleyecek pek bir kanıt bulunmadığından bu sav ütopyacı bir spekülasyondan ibarettir. Bugün Oaxaca’nın “kır komünleri” sıklıkla kendi aralarında kolektif olarak mülk edindikleri topraklar konusunda kavgalara gömülmüştür ve yerli “özerkliği” talepleri toplumun genel ve devrimci bir dönüşümü talebinden ziyade radikal bir otarşi (kendi kendine yeterli bir kapalılık) talebinden ibarettir.

Modernleştirici kapitalizm ya da kalkınmacı Marksizm için toplumsal farklılıklar homojenleştirme karşısında görmezlikten gelinir ve aşılması hedeflenir. Homojenleştirme, folklor ya da kültürel vitrin süsü biçiminde araçsallaştırılmaları dışında, geleneksel pratiklere yer vermeyen bir süreçtir. Geleneksel topluluklar kendilerini hâkim toplumsal düzenden ayıran özellikleriyle karakterize oluyorlar ise, köy düzeyindeki konsensüsçü, kolektif toplulukta görülmeyecek bir başka farklılığın daha altını çizmek gerekir. Bu tip bir toplumda görülmeyen, kent hayatıyla özdeşleştirilen belirli bir karmaşıklık, çeşitlilik ve hatta rastlantısallık özellikleridir. Bu tip köy topluluklarında alt-kültürlerin ve hatta siyasetin oluşmasının çok az ihtimali vardır. Oaxaca isyanının başlangıç yerinin kırsal alan değil de Oaxaca şehri olması rastlantı değildir. Bu isyanın Chiapas’taki Zapatista hareketinden farklı bir karmaşıklığa sahip olması da büyük ölçüde bu sebepten ötürüdür.

Dahası, geleneksel topluluğa ya da radikal bir köylülüğe kurtarıcı misyonu yüklemek, sanayi proletaryasına atfedilen misyonu ve misyon yüklemenin kendisini yeniden üretmektir. Bugünün anti-otoriterleri Zapatista ve Oaxaca hareketlerine verdikleri eleştirisiz destekte güncel bir üçüncü dünyacılığı yeniden üretme riski taşımaktadırlar. Dahası kimi başka yorumlar coğrafi ve toplumsal anlamda uzakta cereyan eden radikal şiddete dair memnuniyetin kötü kokusunu yaymaktadır. Oaxaca isyanı ile ilişkilenmenin, başkalarının sokak kavgasını izlemeye (ve benzer bir eylemliliğe girişmeye izin vermeyen koşulların varlığına kederlenmeye) denk düşen bir durumdan daha anlamlı ve yaratıcı bir yolu olmalıdır. Öykünme, her ne kadar takdir edilesi olsa da hiçbir yere varmaz. Evvela, özellikle de gelişmiş kapitalist ülkelerde yaşayanlar için, dünya Oaxaca gibi bir yer değildir. Elbette ki polisler ve yozlaşmış, keyfi otoriteler her yerde vardır, kişi illa bu boş sloganı kullanmak istiyorsa, bu anlamda “Hepimiz Oaxaca’da Yaşıyoruz.” Ancak Oaxaca isyanını ortaya çıkaran şehrin ve bölgenin özel sosyo-ekonomik yapısı ve tarihi Kuzeyin metropollerinden ve hatta Güneyinkilerden bile farklıdır.

Ancak Oaxaca isyanını sadece yerel bir fenomen olarak görmek hata olacaktır. Oaxaca, kendi istese de istemese de, özellikle de küreselleşmiş bir ekonomide, kelimenin gerçek manasıyla dünyanın bir parçasıdır. Oaxacalı işçiler ABD ve Kanada’ya göç ettiler ve siyasetlerini de yanlarında götürdüler. İnsanların Meksika içinde ya da dışına göç etmelerini sağlayan sebepler tüm diğer ülke ve bölgeler içinde elbette ki geçerlidir. Ve bu açıdan başkaları da Oaxaca’daki gibi bir isyanın sonuçlarından etkileneceklerdir. Bu etki politik ekonominin soyutlamalarının ötesine geçer ve hatta Oaxaca’nın bir yönüyle gündelik hayatta yüz yüze gelebilirsiniz (Örneğin Kaliforniya’da yaşıyorsanız bir restoranda bulaşıkları yıkayan birinin Oaxacalı olması çok muhtemeldir).

VI

“Coğrafya değişmez bir şey değildir. Her gün yeniden ve yeniden yapılır; her anda insanın eylemlerince değiştirilir.”
- Elisée Reclus, L’Homme et la terre (1905-1908)

Meksika’nın dışında, özelikle de ABD ve Kanada’da, olanlar için bu ülkeleri Meksika’ya ve Oaxaca’ya bağlayan çeşitli süreçlere değinmek usos y costumbres meselesini “tam anlamıyla” kavrama çabasından daha yerinde olabilir. Büyük sayılarda Oaxacalının kuzeyde iş aradığı iyi bilinen bir gerçektir, ama bu sadece eve para gönderme veya düşmanca, yani artan miktarda ırkçı, bir sosyo-politik ortamda yasadışı göçmen olma meselesi değildir.

Oaxacalı işçiler kuzeye kültürlerini ve politikalarını beraberlerinde getirdiler. Kendi emek örgütlerini, yayınlarını kurdular ve genelde bu faaliyetlere “hispanik” veya “Meksikalı-Amerikalı” olarak asimile edilemeyecek özgün bir yerli perspektifi kazandırdılar. Oaxaca isyanının destekleyicilerinin Kaliforniya, Oregon veya İngiliz Kolumbiyasındaki Oaxacalılar ve 2006’da Oaxaca’daki polis baskısına karşı Los Angeles’taki gösterileri gibi mücadeleleri hakkında daha fazla şey öğrenmesi zorunludur (13).

Oaxaca ile bağlantılar kurmak ve oradaki hareketin en radikal kanadına yardım etmek için bilinçli bir seçim yapmak için de yollar vardır. Bu örgütlere maddi destek verilebilir. Siyasal tutsaklarla dayanışmak için Meksika konsoloslukları önünde veya ABD’deki genel göçmen karşıtı histeriyle ilgili protestolar örgütlenmişti ve bunların devamı ve benzerleri düzenlenebilir. Bunların yanında, ikincil olmayan, kelimeler vardır: Bize verilen görüşlerin, hatta “alternatif” olanların da, ötesine gidenler. İsyana en iyi katkı onun riskler almadaki ruhunu paylaşmak ve yazılı bir sayfada bile olsa ona sarılabilmektir.

Dünyanın çeşitli yerlerinde savaş, yoksulluk ve doğal felaketlerle simgelenir hale gelen bugünkü dönemde – ve yanlış şekilde “gelişmiş” olarak tarif edilen ülkelerde bu meseleler karşısındaki iç karartıcı kitlesel kayıtsızlık, tevekkül ve dikkat yitimi durumu daha da kötüleştirmektedir – Oaxaca isyanı gibi olaylar nadir olduğu gibi, esin vericidir de. En azından Latin Amerika’da başka radikal sosyal hareketlerin ortaya çıkacağı ve onların da kendi anti-otoriter ve özgürlükçü akımlarına sahip olacağı kesindir. Fakat bunlar sağlamlaşmadan ve hedefleriyle düşmanları konusunda netleşmeden (düşmanları sadece sağdaki generaller ve hırsızlar değil, soldaki bürokratlar ve caudillo lardır da) daha aydınlık bir geleceğe açılan kapılar değil, tarihe enteresan dipnotlar olarak kalacaklardır.

Mart 2008

Collective Reinventions, Claudio Albertani’ye bu yazının ilk taslağına yorumları ve aynı zamanda Loren Goldner’e Oaxaca üstüne toplanmış materyal gönderdiği için teşekkür eder. Tabii ki burada ifade edilen görüşlerden sorumlu değildirler.
Bu projeye son derece fazla katkıda bulunmuş olan diğerleri kendilerini bilmektedir ve tabii ki yardımlarının ne kadar çok takdir edildiğini de.
Yakın gelecekte bu broşürün daha tam bir basılı versiyonunu yayımlamayı umuyoruz. Oaxaca isyanı ile ilgili seçilmiş metinlerin çevirileri şu adreste bulunabilir:
www.collectivereinventions.org

Notlar:

1. Zapatistaların Latin Amerika Marksizm-Leninizminin geleneksel anlayışında bir öncü olmayı reddetmelerine rağmen – bu reddiye EZLN’yi dünyadaki anarşist ve altermondialiste (alternatif küreselleşmeci) hareketlerin en sevilen ordusu haline getirdi – Marcos’un gençliğinin Maoist geçmişinden ne kadar uzaklaştığı hala net değildir. Alt-komutanın her sözünün tüm baskılarında ve çevirilerinde Zapatista bölüklerinde kimse bazı açık soruları gündeme getirmemiştir: Neden her zaman Marcos – EZLN’nin hem ideologu, hem de stratejisti – Lacandon cangılındaki yerliler adına konuşmaktadır? Marcos’un çevresindeki şöhret aurası diğer kişilik kültlerinden ne açıdan farklıdır? Zapatista programında nerede enternasyonalizm başlar ve nerede Meksika milliyetçiliği sona erir? Nihayetinde EZLN kendisine boşu boşuna Zapatista Ulusal Kurtuluş Ordusu dememektedir.

2. Oaxaca deneyimi, olayların detaylı muhasebesini çıkartan katılımcı-gözlemcileri kendisine çekti. Hans Magnus Enzenberger tarafından uzun süre önce kötülenen “devrimci turist” türü için de bir çekim alanı oldu (“Tourists of the Revolution,” Dreamers of the Absolute, London: 1988) ve onların cephelerden soluksuz raporları her zaman isabetli veya bilgilendirici olmadı. İlk kategoride George Lapierre’i sayabiliriz. İsyanın ilk altı ayına dair kayıtları detay ve anlayış açısından oldukça zengindir ve dürüstçe söylemek gerekirse Nancy Davies’in içten, ama oldukça basitleştirilmiş makalelerinden kat kat üstündür ( The People Decide: Oaxaca’s Popular Assembly, New York: 2007). Maalesef, Lapierre’in yazıları – Orijinalleri Fransızcadır – hala çevrilmemiştir. Pek çoğu Fransız CQFD dergisinin özel sayısında bulunabilir: “La Libre Commune d’Oaxaca,” Ocak-Şubat 2007 (www.cequilfautdetruire.org).

3. ICC’nin Oaxaca üstüne hükmü için www.internationalism.org’a bakınız. APPO’nun isyancı anarşist eleştirisi için – APPO içindeki çeşitli siyasal manevraların dökümü olarak ileri görüşlü ve isabetlidir - Coordinadora Insurreccional Anarquista’nın metnine bakınız: http://espora.org/okupache//b21hart_imp.php?p=1249&more=1 . Oaxaca isyanının kayda değer ve soyut kınama ile eleştirisiz destek tuzaklarında düşmeyen bir erken analizi Kellen Kass’ın A Murder of Crows no. 2 Mart 2007 sayısında çıkan “This Is What Recuperation Looks Like” makalesidir. www.libcom.org sitesinin kütüphane bölümünde bulunabilir.

4. Bu günlere radikal analiz sanılanlarda bir tür yüzeysel Marksizm geçer akçedir. Ve savaş, ekonomik dalgalanma ve küresel kapitalizm çağında (Marks’ın 1848’deki kehanetini doğrular şekilde) Çin Seddi dövülürken bu şaşırtıcı olmamalıdır. Marks’ı haklı çıkartma kampanyası burada durmamaktadır. Bununla birlikte “yüzeysel Marksizm” adlandırmasını kötüleyici bir şekilde kullanan yazar, aslında görece daha sofistike, ama hala Marksist kategoriler üstünde temellenen bir argüman sunmaktadır. Akademik ve militan solu – bunlara kendilerini anti-otoriter adını takanlar da dahildir – yönlendiren bu Derinlikli Marksizm’dir ve Marksist koltuk değneklerine muhtaç olmaları sadece onların eleştirel yeteneklerinin noksanlığını göstermektedir. Geçmişteki ve bugünkü Marksizm’in eleştirisi bu makalenin kapsamı dışında olsa da eğilimimizin bir özgürleşme projesi tasavvur eden yenilenmeye ve yeniden değerlendirmeye dönük doğrultusunda ima edilmektedir.

5. Meksika ekonomisini son onyıllarda sarsan krizlerin boyutlarını iyi anlayabilmek için en azından 1982’deki borç krizine kadar geri gidilmelidir. Bu krizde paradoksal şekilde hem petrol gelirleri elde eden, hem de dönüştürülmüş petro-dolarları uluslararası bankalardan kredi olarak alan bir borçlu ülke olan Meksika devleti borç ödemelerini gerçekleştiremedi.Bir kemer sıkma ve özelleştirme politikasıyla 1987’de uluslararası finans kurumlarınca “kurtarılmaya” layık görüldü ve bu pazarlıklar da Bush ailesinin consiglieresi James F. Baker tarafından yapıldı. Clinton hükümeti, bir diğer “kefaletle salıverilme” programının parçası olarak Meksika’dan daha da fazla ödün talep etti. Tüm bunlar NAFTA anlaşmasının uygulanmasının öncüllerini oluşturdu ve aynı zamanda da buna tepki olarak Chiapas’ta Zapatista ayaklanmasının başlangıcını.

6. Meksika’daki milliyetçi solla ilgili Grupo Socialista Libertario’nun enteresan değinilerini görmek için EZLN’nin Diğer Kampanya’sına dair eleştirisine bakabilirsiniz. Çevirisi www.collectivereinventions.org adresinde bulunabilir.

7. Bkz, David Recondo, “Oaxaca el ocaso de un régimen,” Letras libres (Mexico), Şubat 2007. Magón’un anarşizmi ve Alianza Magonista Zapatista gibi örgütlerin devrimci siyasetleri bu yazının devamında tartışılacaktır.

8. Alıntılayan Judith Francis Zeitlin, Cultural Politics in Colonial Tehauntepec, Stanford: 2005, p. 168.

9. Alejandro Anaya Muñoz. Autonomía indígena, gobernabilidad y legitimidad en México: la legalización de usos y costumbresen Oaxaca, Mexico City: 2006.

10. Bunun birörneği olarak bkz. Brenda Aguilar, “Autonomías Latinoamericanos: Algunas reflexiones sobre Utopías Posibles,” 2008 (http://anarkismo.net/newswire.php?story_id=7625)

11. Köylü “farklılığı” temelinde bir radikalizmin eleştirisi için bkz. Tom Brass, “Neoliberalism and the Rise of (Peasant) Nations within the Nation: Chiapas in Comparative and Theoretical Perspective,” The Journal of Peasant Studies, Vol. 32, Nos. 3&4, Temmuz/Ekim 2005.

12. Örneğin bkz. Wilfredo Kapsoli, Ayllus del sol: anarquismo y utopía andina, Lima (1984), aynı zamanda Osvaldo Bayer’nun 1921 Patagonya genel grevi ve Sergio Grez Toso’nun Şili anarşizmi tarihi üstüne kitapları.

13. ABD’deki Oaxacalı işçiler hakkında bkz. Lynn Stephen, Transborder Lives: Indigenous Oaxacans in Mexico, California, and Oregon, Duke University Press (2007)

Çevirenlerin Notları:

Ç.n.1. Enklav ekonomisi, yabancı yatırımların girdikleri ülkenin ekonomisinin bütününe olumlu etkide bulunacakları savına karşı geliştirilmiş bir kavramdır. Kavramın ortaya çıktığı Meksika örneğinde yabancı yatırımlardan tüm ulusal ekonomi değil, sadece uluslararası sermeyenin yararlanmış. Dahası bu yatırımlar yerel işletmeleri iflasa sürüklerken teknolojik yatırımları da genelde sınırlı ve çevre kirliğine karşı kayıtsız olmuştur.

İngilizce Orijinali:
http://www.anarkismo.net/newswire.php?story_id=8457
http://www.anarkismo.net/newswire.php?story_id=8458

Related Link: http://www.collectivereinventions.org
This page can be viewed in
English Italiano Deutsch
Freedom/Libertad #6

Front page

Exigimos la presentación con vida de David Venegas Reyes

Irã: prenúncio de mais uma invasão imperialista.

Solidarity with the Sparks!

Perú: Ollanta Humala y el gobierno nacionalista

الأناركيون و الإشتراكيون الثوريون في مصر 

Which way forward for the 99%?

A 10 años del levantamiento de diciembre de 2001

מותו של משליך אבנים

Los libertarios vuelven a la Federación de Estudiantes de la Universidad de Chile (FECH)

Un paso adelante, ¿dos atrás? Balance político del 2011 en Colombia

بيان تضامن التحرريين الأممين مع نضال شعب م

Iran-Israel: non aux menaces de guerre de l’Etat israélien

L'ora dei banchieri

Να προχωρήσουμε ένα βήμα πιο πέρα

Semana de Lucha (14-18 Nov) contra el Pacto Social y por la Huelga General

A un año de la muerte de Georges Fontenis

The Egyptian military council promotes sectarian strife and massacres protestors

Build on the Anarchist and Revolutionary Potentialities of the Occupy Wall Street Movement.

Intimidación Policial y Detención de 24 Compañeros en Oaxaca de Magón, México

نداء من اجل ملتقى أممي في تونس

6 settembre, sciopero generale di lotta e indignazione

Sobre el encuentro de Barrancabermeja: un paso adelante para el movimiento popular colombiano

London burns - causes & consequences of the riots - an anarchist perspective

Los libertarios y las Bases para un Acuerdo Social por la Educación Chilena

Press Releases

Sorry, no press releases matched your search, maybe try again with different settings.
© 2005-2012 Anarkismo.net. Unless otherwise stated by the author, all content is free for non-commercial reuse, reprint, and rebroadcast, on the net and elsewhere. Opinions are those of the contributors and are not necessarily endorsed by Anarkismo.net. [ Disclaimer | Privacy ]