user preferences

New Events

Doğu Asya

no event posted in the last week

Kore Savaşı: 60 yıl sonra

category doğu asya | emperyalizm / savaş | opinion/analysis author Sunday December 05, 2010 00:46author by Wayne Price Report this post to the editors

Başlamadan not: Bu metin Wayne Price tarafından yazılmış olup, 24 Kasım 2010'da yayına girdiği www.anarkismo.net/article/17930 adresinden alınmıştır. Çeviri Kolektifi, 2010.
cevirikolektifi@gmail.com
[English] [Italiano] [Castellano] [Català]
south_korean_soldiers_walk_among_dead_political_prisoners_taejon_south_korea_1.jpg


Kore Savaşı: 60 yıl sonra

Arka plan: Kore Savaşı

1950-1953 arasındaki Kore Savaşı “Unutulmuş Savaş” ya da “Bilinmeyen Savaş” olarak da adlandırılır. Buradaki yerel Barnes&Noble kitapevinin Askeri Tarih köşesinde II. Dünya Savaşı, Vietnam Savaşı ve hatta Afganistan ve Irak savaşlarının pek çok yayını mevcutken Kore hakkında hiçbir şey yok. Bu, tipiktir.

Hâlbuki bu, II. Dünya Savaşı sonrası dünya tarihi için pek çok açıdan bir dönüş noktasıydı. Soğuk Savaş’ın “çevresel” savaşlar modelini katılaştırdı, III. Dünya Savaşı değil. Bu, Birleşik Devletler’in yeniden silahlanmasına mazeret oldu, diğer bütün etkilerinin yanı sıra da savaş-sonrası yükselişin nedeni. Ve Koreliler içinse eski uluslarının acılı bölünüşü.

Kore Savaşı yalnızca bir dizi farklı bunalımın kavşağı olarak anlaşılabilir. Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği arasında emperyalist bir mücadele vardı. Birleşik Devletler savaştan askeri, politik ve ekonomik bir dominant dünya gücü olarak çıkmıştı. Stalin’in Rusyası Birleşik Devletlerden daha zayıftı (Sol’da barışçı olduklarına dair bir illüzyona yol açacak şekilde). Her iki güç diğer ülkeleri yönetti ve her ikisinin de insanlığı imhayla tehdit eden nükleer bombaları vardı.

Lakin bu tek ihtilaf değildi. Kore’de aynı zamanda, toprak sahibi sınıf ve kapitalistlere karşı işçi ve köylülerin bir sınıf savaşı da mevcuttu. İki Kore arasında birinin diğerini kendi tabiiyeti altında birleştirmeye çalıştığı bir sivil savaş vardı. Ve Korelilerin ulusal kurtuluş mücadeleleri, ilkin Japonlara ve işbirlikçilerine, sonrasında ise Birleşik Devletler ve işbirlikçilerine.

Tarih

Japon İmparatorluğu resmi olarak Kore’yi 1910’da topraklarına kattı ve II. Dünya Savaşı sonuna kadar yönetti. Kolonyal rejimler gibi, özellikle sert ve zalimdi. Binlerce Koreli Kore ve Japonya’daki Japon fabrikalarında çalışmaya zorlandılar. Pek çokları Japon ordusunda silâhaltına alındı. Koreli kadınlar Japon ordusu için “konfor kadınları” olmaya zorlandı. Kore dili Japonca lehine yasaklandı.

Elbette Kore’de direniş vardı. Ve pek çokları Manchuria ve kuzeydoğu Çin’de uzunca süre yaşayan geniş Kore ulusalcıları topluluğuna katılmak için adayı terk etti (bu bir zaman için Kore krallığının bir parçası olmuştu.) Japonlarla savaşmak için, Çin komünistleriyle ittifak halinde gerilla grupları kuruldu. Doğrusu, bütün “Çin” komünist güçleri Korelilerden oluşuyordu. Binlerce Koreli Chiang Kai-shek’i deviren Çin iç savaşında yer aldılar.

Diğer Koreliler Japonlarla işbirliği yaptı. Bu, toprak sahibi ve kapitalist sınıfları ve aynı zamanda Japon ordu ve polis gücünde subay olanları içeriyordu.

II. Dünya Savaşı’nın bitişiyle birlikte Kore çapında yüzlerce “halk komiteleri” kuruldu. Pek çoğu yerel aktivistlerden oluşan solcu ve milliyetçi gruplardı ama komünistlerin (İşçi Partisi’nin) kontrolü altında değillerdi. Bunlar birleşik bir hükümet kurmaya başladılar.

Birleşik Devletler ordusu Kore’yi hayali bir çizgi olan 38. paralelden böldü (…) Ruslar bu “geçici” bölünmeyi kabul etti. O dönem Kore endüstrisinin büyük bir bölümü kuzeydeydi, popülasyonun büyük bölümü ise güneyde (en az 2/3’ü.) Birleşik bir hükümetin kurulabileceği bekleniyordu.

Güneyde Birleşik Devletler ordusu halk komitelerine baskı uyguladı, işçi ve köylü sendikalarını yasakladı ve solcuları bastırdı. Neticede Japonlarla işbirliği yapan Korelilere dayanan bir rejim ortaya çıktı. Durumun iyi görünmesi için Syngman Rhee ithal edildi, yıllarını Birleşik Devletler’de geçirmiş bir Kore milliyetçisi. Rhee otoriter bir devlet kurdu, Kore Cumhuriyeti, demokratik süslerle (seçimler vs.), ama muhaliflerinin katli ve solun kriminalize edilmesiyle.

Kuzey’de Rus ordusu komünist gerilla güçlerinde savaşmış öncülerden bir grup getirdi. Başlarında Kim Il Sung vardı. Bunlar halk komitelerinin yönetimini aldılar ve Rus tipi Stalinist bir diktatörlük kurdular, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti. Eski toprak sahibi sınıfı devirdiler ve kapitalist endüstriyi ele geçirdiler. İşçi ve köylüleri güce dahil etmediler. Yerine yeni, kolektivize edilmiş, bürokratik bir yönetici sınıf kurdular ve devleti merkezi birikimin simsarı olarak şekillendirdiler (devlet kapitalizmi).

Stalin’in, kutla devletleri sıkıca kontrol ettiği Doğu Avrupa’ya kıyasla Doğu Asya’ya daha az ilgisi vardı. Mao’yu Chiang rejimini topyekûn devirmekten alıkoymaya çalıştı (Mao bunu unutmadı). Kuzey Koreliler üzerinde yarım bir kontrolü vardı, bunlar ulusal kurtuluş mücadelesinin gerçek liderleriydi ve Rusya’ya karşı Çin kartını oynayabilirlerdi.

1946 Ekim’inden Kasım’ına güneyde Japon işbirlikçilerine ve yeni toprak sahibi rejime karşı büyük ayaklanmalar meydana geldi. Bunlar Birleşik Devletler ordusunun da rol aldığı büyük bir güçle bastırıldılar. 1948 Nisan’ında Cheju adasında geniş çaplı bir ayaklanma patlak verdi ve o da bastırıldı. 1948 Ekim’inde güneydeki isyanlar ülkenin geniş bölgelerine yayılan bir gerilla savaşına kapı araladı, bazı bölgelerde resmi savaşın patlak vermesine dek sürdüler (Güney Kore ayaklanmaları ve gerilla savaşı hakkında daha çok ayrıntı için Cumings’in kitaplarına bakın.)

İki Kore rejimi de Kore’yi kendi devlet çatısı altında toplama yolunda bir niyet deklare ettiler. Ordular kurdular ve onları 38. paralele yerleştirdiler. Her ikisi de ufak sınır ihlalleri ve provokasyonlara giriştiler. Birleşik Devletler kasten bazı materyalleri Güney ordusundan geri çekti, Kuzey’i işgal etmeye yaramalarından uzak tutmak için, onların hükümet ve ordularının tehdit ettiği gibi.

1950 Temmuz’unda Güney’e saldıran Kuzey oldu. Bu Stalin’in emri altında olmadı ama Kim Il Sung Stalin’den izin almış ve Çinlilere en azından danışmıştı. Halbuki bu kendi devletinin çıkarları yolundaydı. (Olay meydana geldiğinde Sovyetler Birliği Birleşmiş Milletler Güvenlik Konsülü’nü boykot ediyorlardı, böylelikle Birleşik Devletler’e Birleşmiş Milletler desteğini veto etmek mümkün değildi.)

Başlangıçta Kore Halk Ordusu (Kuzey) Güney’in silahlı kuvvetlerini ezdi, rakipleri yıkılmış, kaçmış yahut teslim olmuşlardı. Birleşik Devletler ordusu henüz daha iyisini yapmış değildi. Kuzeyliler, Birleşik Devletler ve Güney Korelileri Pusan’ın güneydoğu limanına doğru sürdüler ve Ağustos itibarıyla Kore’nin %90’ını ele geçirdiler. Aynı zamanda her nerede yapabiliyorlarsa toprak reformuna giriştiler ve kendi düzenlerini empoze ettiler.

Lakin Birleşik Devletler ve müttefikleri (özellikle İngilizler) derhal karşılık verdiler. Başkan Truman’ın emri ve resmi olarak Birleşmiş Milletler bayrağı altında Kore’ye uçtular (Birleşik Devletler temel güç olmasına ve Birleşmiş Milletler’siz de oraya girebileceklerine rağmen.) Güney’de kuruldular ve Eylül’de Inchon yarımadasına, Kuzey Kore sınırının arkasına, amfibi çıkarma yaptılar. Ve şimdi itiş kakış kaçma sırası Kuzey Koreliler’deydi.

Birleşik Devletler/Birleşmiş Milletler Kuzeylileri 38. paralele sürüp zafer ilan edebilirlerdi – özellikle Çinli komünistler Birleşik Devletler Kuzey’e girerse olaya müdahil olacakları tehdidini savurduktan sonra. Ama Birleşik Devletler ve Güneyli güçler Kuzey’e girdiler, Ekim’de, Çin sınırından (Yalu nehri) giderek. Güneyli güçler Kuzey şehirlerini ele geçirip devletlerini genişletmeye başladılar.

Çin komünistleri bunu devrimlerine bir saldırı olarak gördü. Aslında Birleşik Devletler’de Kore Savaşı’nı Çin’e karşı saldırıya bir adım olarak gören güçler vardı. Birleşik Devletler deniz filosu, Çin komünistlerini Chiang’ı Tayvan’a kadar takip edip başlattıkları iç savaşı sonlandırmalarından alıkoymak için Tayvan boğazlarına sevk edildi.

Söz verdikleri gibi Çinliler Ekim’de geldiler ve Kuzeyli kuvvetlere katıldılar. Ocak’ın sonunda Birleşik Devletler ve Güney Kore ordularını kıstırdılar ve asıl paralele kadar sürdüler. İki taraf da I. Dünya Savaşı tarzında bir kilitlenmeyle, siper savaşı ve ufak vur-kaç taktikleriyle iki yıl oyalandılar.

Son yıllarda Birleşik Devletler ordusu endüstriyel askeri gücünü düşmanına karşı kullandı – ve Korelilere karşı. Birleşik Devletler uçakları Kuzey’e ve bazı Güney bölgelerine bombalar bıraktı. Yakıcı bombalar şehirleri yakmak için ve napalmsa büyük ölçüde nüfusa karşı kullanıldı. Bütün Kuzey şehirleri ve kasabaların çoğu dağıtıldı. Sonunda Birleşik Devletler Kuzey’in iki ana sulama bendini bombaladı, dev bir sele ve can kaybına sebep olarak. Aynı zamanda Birleşik Devletler ve Güney Kore savaş mültecilerine düşman şeklinde davrandı ve bir dizi katliama girişti.

Birleşik Devletler hükümetinde aynı zamanda Çin ve Güney Kore’de muhtemel nükleer bomba kullanımı hakkında çok ciddi bir tartışma da vardı. Olası atom bombası saldırısına pratik için Kuzey Kore’ye uçaklar tatbik ediliyordu. Neyse ki Birleşik Devletler her seferinde karşı karar aldı. Birleşik Devletler hükümetinde savaşın gidişatına dair tansiyon o kadar çok yükseldi ki başkan Truman, nükleer bombalamayı ve Çin’deki savaşın genişletilmesini savunduğu için öncü generali Douglas McArthur’u kovmak zorunda kaldı.

İki yıllık müzakerelerden sonra, Temmuz 1953’te savaş bir ateşkesle sona erdi, yani resmi olarak hiçbir zaman bitmedi (ve Güney tarafı bunu asla imzalamadı.) Her iki taraf için de yanlış hükümlerde bulunuldu. Kuzey, Birleşik Devletler’in Güney’in arkasında büyük çapta durmayacağına kani oldu. Birleşik Devletlerse Kuzey Kore’ye girdikleri takdirde Çin’in müdahil olmayacağına… Üç yıllık savaştan sonra yarımada harap durumdaydı; 3 milyondan çok Koreli ölmüştü, ve milyonlarca mülteci dağılmış bir haritaya yayılmışlardı. Nihayetinde her iki taraf da başladıkları yere dönmüşlerdi (38. paralele çok yakın olan demilitarize bölge.)

Yaklaşık 35 bin Birleşik Devletler askeri ölmüştü. Savaş oldukça gözden düşmüştü ve başkan Truman’ın o zamanki desteği tüm zamanların en düşüğüydü; tekrar girişmemeye karar verdi. Vietnam Savaşı sonrasının tersine, herhangi bir barış hareketi yoktu, özellikle anti-komünist histeriyi yükseltecek şekilde. Yerine, Cumhuriyetçi “Ike” Eisenhauer Birleşik Devletler başkanı seçildi, imalı savaşı bitireceği vaadiyle.

Solun Tepkisi

Birleşik Devletler’deki, Batı Avrupa’daki ve diğer bölgelerdeki sol üç görüşten birini taşıyordu;

(1) Liberaller ve reformist sosyalistler (sosyal demokratlar) genelde Birleşik Devletler tarafını tuttular. Kuzey Korelilerin uluslar arası sınır ihlaliyle (doğru değil) savaşı başlattıkları (yanlış ve anlamsız) yolundaki argümandan etkilendiler. Bunun Birleşik Devletler saldırganlığı olmadığı ama bir Birleşmiş Milletler “polis operasyonu” olduğu iddiasına sarıldılar (Birleşik Devletler kolonize bir ulusa, halkın çoğunluğunun isteğine rağmen kendi iradesini dikte eder ve BM’yi paravan olarak kullanırken). Bu liberal/sosyal demokrat solun Batı emperyalizmine desteğinin bir parçasıydı.

(2) Bazı solcular (sosyalist ve liberaller) Komünist tarafı desteklediler. Sovyetler Birliğini, Maocu Çin’i ve Kuzey Kore’yi sosyalist ve ilerici gördüler. Ortodoks Troçkistler bu ülkeleri “işçilerin devleti” (“dejenere” ve/ya “deforme”) olarak gördüler ve kapitalizme karşı savunulmaları gerektiğini düşündüler. Aslında bunlar işçilerin güç sahibi olmadıkları devlet kapitalisti diktatörlüklerdi ama işçilere Batı kapitalizminin davrandığı gibi davrandılar.

Kore Savaşı’nı aynı zamanda ana emperyalist güce, Birleşik Devletler’e karşı verilen bir ulusal kurtuluş savaşı olarak okudular. Bunu, kolonyalizme ve emperyalizme karşı dünya çapında bir devrimin parçası olarak yorumladılar. Bu, Çin Devrimi’ni (Kore’deki Çin müdahalesi dahil), Hindistan’ın özgürlük mücadelesini, Afrika ve Ortadoğu’daki ulusal mücadeleleri ve Latin Amerika’daki çabaları da kapsıyordu.

Analizin bu kısmının çokça doğrusu var. Lakin Avrupa ve Birleşik Devletler’deki işçi sınıfının yenilgisi bu kurtuluş savaşlarına bir sınır koyuyor. Onlar Stalinist veya burjuva milliyetçi programların ötesine gidemiyorlardı – enternasyonal bir işçi sınıfı devrim programı olmaksızın. Sıradan insanların hayatlarında bir gelişme sağladılarsa da dünya kapitalist sistemin hükmünü kıramadılar (Rus devlet kapitalizmini de içeren). Bu sebeple, diğerlerinin yanı sıra, bu devletlerin milliyetçi/Stalinist hükümetlerini idealize etmek tehlikeli bir hataydı. Emperyalizme karşı onların halklarıyla dayanışma içinde olmanın ne kadar önemli olduğuna bakmaksızın, bu doğruydu.

(3) Bir bölük solcu hem Stalinizmi, hem de Batı emperyalizmini reddetti. Bu anarşistlerin çoğunu, aynı zamanda muhalif Troçkistleri, radikal pasifistleri ve başka birkaç grubu da içeriyordu. Bunlar Kore Savaşı’nda her iki tarafı da reddettiler. Bu görüşü koruyarak, Natalia Sedova, Troçki’nin dul karısı, Troçkist Dördüncü Enternasyonal’dan ayrıldı.

Bu militanlar savaşın Birleşik Devletler tarafına karşı çıkarken, Japon ve Amerikalı işbirlikçilerden oluşan bir Güney Kore rejimine karşı çıkarken ve Birleşmiş Milletler polis operasyonu sahtekârlığına karşı çıkarken doğruydular. Savaşa derhal bir son verilip Birleşik Devletler askerlerinin geri çekilmeleri yönündeki taleplerinde haklıydılar.

Onlar aynı zamanda, Kuzey Kore gibi devletlerin sosyalist yahut proleter yahut ilerici oldukları yönündeki analizlere karşı çıkarken de hiç şüphesiz haklıydılar. Bunlar reaksiyoner, saldırgan, devlet kapitalisti hükümetlerdi, emperyalist devlet Sovyetler Birliği’yle ittifak halinde olan.

Buna rağmen, benim görüşümce, bazı solcular Kuzey Kore ve Çin’i, Stalin emperyalizminin birer kuklası olarak görürken (ve durum böyle değilken) bu ülkelerin bağımsızlığını gözden kaçırıyorlardı. Kuzey Kore ve Çin’de emperyalizmden bağımsız olmak yolunda genişleyen gerçek arzuyu, halkları tarafından desteklenen bir arzuyu küçümsediler. (Solcular Kore Savaşı’nın III. Dünya Savaşı’nı tetikleyeceğine dair anlaşılır bir korkuya da sahiptiler.) Anarşistler ve diğerleri Komünist Parti diktatörlüklerini desteklemeye karşı çıkarken Kore’nin Japon ve Amerikan emperyalizminden bağımsız olmayı isteyen ezilen halkına desteklerini göstermelilerdi.

Bu, oldukça geniş görüşlerin tartışması. Koreli anarşist ve özgürlükçü sosyalistlerin bir tarihi var. Savaş öncesi yahut sırasında, eğer Japonlardan veya Stalinistlerden kurtulabildilerse Koreli anarşistlerin ne yapmış olmaları gerektiğine dair taktik öneriler sunmuyorum. Açıkçası Batılı güçler ve Stalinist milliyetçiler Kore Savaşı’ndan kaynaklanan yıkımın ortasında berbat işler yaptılar. Savaştan bu yana Kore’de bazı şeyler anlamlı şekilde değişti (dünyanın geri kalanında olduğu gibi.) Kore’de başka her yerde ulusal bölünmeyi, kapitalist (ve devlet kapitalisti) sömürüyü ve emperyalist dominasyonu gerçekten sona erdirebilecek politikalar üretmek için bir şans var.

Wayne Price

This page can be viewed in
English Italiano Deutsch
George Floyd: one death too many in the “land of the free”
© 2005-2020 Anarkismo.net. Unless otherwise stated by the author, all content is free for non-commercial reuse, reprint, and rebroadcast, on the net and elsewhere. Opinions are those of the contributors and are not necessarily endorsed by Anarkismo.net. [ Disclaimer | Privacy ]